Yusuf Has Hacip, "İnen her şey bir gün yükselir, yükselen de mutlaka bir gün alçalır. Parlayan söner, yürüyen de yorularak çöker. Kim bir şeyin zirvesine ulaşmayı düşünürse, yükselmesinin sona erişini beklemiş demektir. Kemale eren inişe başlar." der.
Sayfa 71 - Yeditepe Yayınevi.
Çağın
‘Karanlığın içinde parlayan, gecenin derinliğini aydınlatan bir berraklık vardı bakışlarında.’
Sayfa 143 - KAKTÜS·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Reklam
dünya hayatını güzelleştiren esbâbdan biri, dünya âyinesinde temessül ile parlayan hidayet nurları ve büyük insanların sevgili ve sevimli timsâlleridir.
Sayfa 118·Kitabı okudu
Sizinle yıldızlar arasındaki boşluk aslında zamandı
Astronomi aslında tarihti. Çünkü uzay, zamandı. Joan'un evrenle ilgili en sevdiği şey de buydu. Güney göğünde parlayan kırmızı yıldız Antares'e baktığında, otuz katrilyon kilometre ötedeki bir noktaya bakıyordu. Ama aynı zamanda beş yüz elli yıl öncesine bakıyordu. Antares o kadar uzaktaydı ki ışığının Dünya'ya ulaşması beş yüz elli yıl sürüyordu. Beş yüz elli ışık yılı uzaklık. Yani gökyüzüne her baktığında, sadece uzağı değil, geçmişi de görüyordu. Ne kadar uzağı görürseniz o kadar geçmişe bakabiliyordunuz. Sizinle yıldızlar arasındaki boşluk aslında zamandı. Yine de çoğu yıldız o kadar uzun süredir orada parlamaya devam ediyordu ki gelmiş geçmiş bütün nesiller onları görmüştü. Gökyüzüne bakıp Akrep takımyıldızının ortasındaki o kırmızımsı hale Antares'i gördüğünüzde aslında MÖ 1100'lerde Babillilerin de tarihe kaydettiği yıldıza bakıyordunuz. Gece göğüne bakmak insanlık tarihi boyunca aynı yıldızlara bakan, aynı göğü paylaşan sayısız insana eşlik etmek demekti. Zamanın akışına tanıklık etmekti.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Alıntı
Eskiden bir kitapta okumuş olduğumuz bir ismin hecelerinin arasında, biz onu okurken esen sürekli rüzgâr ve parlayan güneş gizlidir.
Alıntı
Ama o melemelerde, o çığlıklarda, saf masumiyet olan o hayatta varoluşun anlamına ilişkin en derin soru saklı değil midir? Çünkü ölüm kimsenin yüzüne bakmadan ansızın baskın yapar ve yok eder. Steril ve mutlak kudret sahibi olduğuna inanan toplumumuzda bunu sık sık unutuyoruz ama ölümün o ensemizin dibindeki varlığını unutmak ilk andan başlayarak hayatın anlamından yüz çevirmen anlamına gelir. Ölüm benim hayvanlarımdan birinin üzerine inince, öteki hayvanlar o cansız bedene yaklaşmamak için uzaklaşırlar ve birkaç gün boyunca davranışlarında bir değişim gözlenir; sanki içlerindeki bir şey ansızın farklı titreşmeye başlamış gibi tuhaf bir hale bürünürler. Ölüme tanıklık etmenin derin bir korku yaratmaması mümkün değildir, o parlayan bakışlar ansızın donuklaşır, sıcacık beden ansızın soğuk bir katılığa bürünür. Ve işte bu nedenle insanoğlunun tüm kültürleri bu can alma işlemini daha az ürkütücü bir hale sokmak için farklı kesim ritüelleri geliştirmiştir: Bu, hayvan için daha az ürkütücü olmayı amaçlarken, asıl bizim için, akan kanda bulunan güç için ürkütücüdür.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Reklam
Reklam