Sen; Karanlıktan korktuğum gecelerde odama vuran ay ışığı, içimin uçsuz bucaksız denizinde kaybolurken sığındığım sevda kokan liman, yüreğimi bir çocuk neşesi kuşattığında düşlerime benzeyen park, hazanın mesken tuttuğu kalbimde baharsın, bahçesin. Gri bulutlu gözlerimin ışıltısı, içimdeki çocuğun dinmeyen kahkahası, neşesisin. Şimdi adını bilmeyen çiçekler bile sana dönük. Seni sevmek, her zerreni bilmek bana düşen en güzel pay.
İçimdeki Çocuk Hâlâ Eve Dönmeyi Bekliyor..
İnsan büyüdüğünü ilk ne zaman anlıyordu gerçekten? Takvimler değişince mi? Sorumluluklar artınca mı? Yoksa bir gün ansızın çocukluğunu özlerken yakaladığında mı kendini? Bence insan en çok, içindeki çocuğun sesini daha az duymaya başladığında büyüyordu. Çünkü çocukluk dediğimiz şey yalnızca küçük yaşlar değildi aslında; dünyanın hâlâ mucizevi göründüğü, insanların can yakabileceğini tam bilmediğimiz, sevginin kaybedilebilecek bir şey olduğuna inanmadığımız o kırılgan dönemdi. Ve insan yıllar geçtikçe boyundan önce ruhunu büyütüyordu. Üstelik kimse ona bunun ne kadar yorucu olacağını söylemiyordu. Bir akşamüstüydü. Gökyüzü, yağmur yağacakmış gibi griydi ama henüz tek damla düşmemişti. Şehir her zamanki telaşının içindeydi; insanlar telefonlarına bakarak yürüyordu, kafeler doluydu, arabalar kırmızı ışıkta uzun kuyruklar oluşturmuştu. Hayat herkes için devam ediyor gibi görünüyordu. Ama bazı insanların içinde zaman aynı hızla ilerlemiyordu. Bazıları bir anın içinde yıllarca kalabiliyordu. O da öyle hissediyordu işte. Kalabalığın içinde yürürken sanki herkesten birkaç adım gerideydi. İnsanların yüzüne baktığında hepsinin bir yere ait olduğunu düşünüyor, kendisiniyse yanlışlıkla başka bir hayata bırakılmış biri gibi hissediyordu. İçinde tarif edemediği bir eksiklik vardı; ne sevgiyle tamamen doluyordu o boşluk, ne başarıyla, ne de zamanla. İnsan bazen tam olarak neyin eksik olduğunu bile bilmiyordu ama yine de onun yokluğunu her gün hissediyordu. Yağmur ilk damlasını kaldırıma düşürdüğünde eski mahallesinin sokağına girmişti bile. Bunu bilinçli yapmamıştı aslında. Ayakları onu düşünmeden buraya getirmişti. Çünkü insanın kalbi, unuttuğunu sandığı yerlere bedeninden önce dönüyordu bazen. Sokağın başında durdu. Bir zamanlar dünyanın merkezi gibi gelen o mahalle
Duygular
Reklam
Eger hayatimizin arka planında müzik calabilseydi hangi müzikleri seçerdim???!!! Pt1. Ben sürekli böyle şeyler düşünüyorum o yüzden bunlara karar vermek zor olmayacaktır herhalde(ihopeso🙏🏻🥰) Hayal kırıklığına uğramışım, öğrendiğim bir şey beni yıkmış ve sinirden ağlıyorsam bu şarkı çalmali uff🥀 Nyx-Brad Arthur open.spotify.com/track/6w7OFP63o... Evettt negatif basan seylerle devam edelim🥳🎀 Beni sinirlendiren o şey için intikam planı yaparken arkada calicak sarkii Do I wanna know-Artics monkey...(buna link koymaya gerek yoktur herhalde aq🫪) omggg daha da şevke getirir süper süperrr!!! Beni sinirlendiren şeyi ya da herhangi kötü bir seyi yapan kisi tanidigim ve güvendiğim biriyse bunu öğrendiğim an arkada su calarsa o kisinin artık hayatimda olmayacagi gercegi daha rahat anlasilir🤧 Burn it-AgustD open.spotify.com/track/2hX8rtWyN... O kisiyle ilişkimizi harika laflar sokarak bitirirken arkada havalı bir şey calmali tabii ki tercihim Neva play-Megan'dan yana olucak🥳 open.spotify.com/track/2ZqTbIID9... Yeter bu kötülerden gina geldii artik yeni süper insanlarla tanışalım dediğimi duyuyor musunuz bilmiyorum ama öyle diyorum, yeni biriyle tanıştım ve cookkkk etkilendim, kalp atışlarım hızlanıyor fln arkada kesin bu caliyordur abijim😻 Closer to you-JK open.spotify.com/track/06Qo2fYR2... Tamam şimdi tam tersi biri benden etkilenirse arkada Mommae-Jay Park calsin tmm?? open.spotify.com/track/1LNlfvPQm... Birilerine karma yasattik olleyy bee dediğimiz anlarda Silver spoon-Bts calsin🥹 BEAPASEEE
Ameller niyetlere göredir
Sevap işlemek de tamamen bir nasip işidir; zira herkes namaz kılamaz, herkes hakkıyla tesettüre giremez, herkes sohbet veremez yahut o ilim meclislerine gidemez. Misal, bu akşam tam olarak böyle oldu; park sorunu yaşadığım için o çok istediğim sohbete katılmak nasip olmadı ve gruba gelemediğimi yazdığımda aldığım niyetin belki amelinden hayırlıdır cevabının güzelliği beni derin muhasebelere sevk etti. Tam da bu noktada, niyetimizin kalitesini ne ölçüde koruduğumuzu ve kendimizi ne kadar kalibre ettiğimizi samimiyetle düşünmemiz gerekir; acaba hal ve davranışlarımıza Kur'an ve Sünnet’e göre hakkıyla ayar verebildik mi? Bizim yegane mastarımız, saptığımızda ve yamulduğumuzda ölçü olarak alacağımız yegane mizan Kur'an ve Sünnet'tir; bu yüzden ara ara kendimizi kontrol etmeli ve niyetlerimize azami dikkat göstermeliyiz. Amellerin niyetlere göre olduğuna ve içimde İslam’a, imana ve Kur’an’a hizmet etmek adına taşan o samimi gayretlerin fiiliyata dökülemediği anlarda bile sanki yapılmış gibi sevap kazandıracağına inanıyorum; nitekim vaktiyle benzer bir konu ve yapmak istediğim hizmeti kabaca anlattığımda duasını aldığım Valide Sultan da tam olarak böyle söylemişti. Kim bilir, belki de bu akşamki niyetim amelimden fersah fersah daha hayırlıdır; tek duamız ve sığınağımız odur ki, Allah bizleri imandan, Kur'an'dan ve Onları dertlenmekten ayırmasın.
Din
Gezilecek yerler özbekistan Artık, mesela kimseye inanmıyorum; Bakışları sahte olur genelde. Önce "canım" derler, sonra "canın çıksın" derler. Oysa ben masum bir çocuk gibi sevdim Güven Tekin Kırık Bir Kalbin Veda Notu Edebiyat defteri okurları hepinize es selam Aleyküm ve Rahmetullah kıymetli üyemiz Güven Tekin ben masum bir çocuk gibi sevdim derken ne güzel bir sevgi tarifi yapıyor çocuklar masumdur evet insan ibadet niyeti ile bakar bir çocuk masumiyeti ile sevebilirse seyahat ve okumalarından en büyük güzellikleri elde edebilir içinizde sevgi olmaz ise yol size güzelliklerini göstermez şairim biz bakışı sahte olan insanlardan koruyalım kendimizi Türk dünyasının ve orta Asyanın en önemli ülkesi olan özbekistan Semerkant Buhara doğal tarihi ve ilim sahibi insanların sahici bakışları ve can diyen yürekten gelen iç sesleri ile karşılıyor bizleri ne kadar yılanlarca ısırılmış olsakta biz iyiliklerimizi sadece Cenabı hak için yapalım sahici bir insan olabilmek mükemmellikten kıymetlidir peki sahi ve sahici insanları ile bilinen Özbekistanda bizleri ne bekliyor geçmişin ihtişamı ve Timur imparatorluğundan kalan bir türk tarihi ve atalarımızın o kusurlarımızı düzeltmeye faydalı olan iç sesleri evet atalarımızda mükemmel değildi ama inşa imar ve ıslah için çalıştılar özbekistan bugün unesco dünya miras listesinde yer alan Aral gölü vede kızılkum çölü ile komşu bir bölge peki yeniden sevip keşfetmeye hazırmıyız Bosna hersek ve srebenitsa şehitleri Günah bu gözle görülecek olursa, mukavemeti nefse acı gelen bir şey olmaktan çıkar ve onları tek tek bilmek düşman ordusunu unsur unsur tanımak gibi zevkli bir anlayışa döner… Vakur Çayseven Vakur Çayseven· Akademya Dergisi - Sayı 2 1000k ailesinin saygıdeğer okuycuları sabah el hayr gününüz hayırlı mübarek olsun kıymetli
Duygu ve Düşünce
Hamdi Ulukaya'nın Chobani markasıyla Türkiye'ye, spesifik olarak da Fenerbahçe stadyum isim ve Avrupa maçları göğüs sponsorluğu üzerinden milyarlarca liralık (toplamda 100 milyon euroya yakın bir paket) devasa bir bütçeyle girmesi, dışarıdan bakıldığında rasyonel kapitalist mantığa tamamen aykırı görünüyor. Nitekim kendisi de bizzat imza töreninde "Faaliyet göstermediğimiz bir pazarda reklam harcaması yapıyoruz. Bu benim hayatta yaptığım en gerçek dışı ticari hamle oldu" diyerek bu absürtlüğü itiraf etti. Peki o zaman, hukukun ve ekonominin bu kadar tartışmalı olduğu merkezileşmiş bir ülkeye bu sermaye neden giriyor? Avrupa'da bir kulüp almak yerine neden bu yol seçildi? Ve Acun Ilıcalı’nın Hull City hamlesiyle bu durum nasıl bir tezat oluşturuyor? Acun Ilıcalı Türkiye'deki merkezi riskten kaçıp parasını İngiliz futbolunun regüle edilmiş güvenli limanına park etmeye çalışırken (tıpkı Ruslar gibi); Hamdi Ulukaya zaten o güvenli limanın zirvesinde oturduğu için, Türkiye'deki riskli ekosisteme "Fenerbahçe kalkanıyla" girip tamamen yerel bir kültürel hegemonya ve itibar satın alıyor. Biri riski azaltmak için dışarı kaçıyor, diğeri riski umursamayacak kadar büyük olduğu için içeriye şov yaparak giriyor. Kulüpler yine aynı amaca hizmet ediyor, sadece aktörlerin rüzgarları farklı yönlerden esiyor. Hamdi Ulukaya, Erzincan kökenli, Kürt ve Alevi kimliği bilinen, küresel çapta ise mülteci hakları için milyarlarca dolar harcayan bir figür. Türkiye’deki egemen makro-milliyetçi refleks için bu kimlik kartı, ne kadar büyük bir "başarı hikayesi" yazılırsa yazılsın, kriz anlarında her zaman ilk kaşınacak yerdir. Yoğurt markasının adının (ki kelime kökeni dümdüz 'çoban'dır) bir dönem siyasi sembole dönüştürülüp boykot kampanyalarına malzeme edilmesi, toplumun bir kesimindeki o derin
1000Kitap
Reklam
Reklam