Bir tarihte, Eskişehir'i ziyaretinde, yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde arabasını durdurdu.
Salih Bozok'a:
Bu çınarları hatırlıyorum... dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!
Eski anıları tekrar yaşamak için köy kahvesinin harap bir iskemlesine oturdu.
Biraz sonra kahveci ona, köyünün tek ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince "Gazi" pek hoşnut oldu. Yaşlı kahveciye sordu:
Adın ne?...
Yusuf!...
Buralarda geçmiş savaşı hatırlar mısın?
Nasıl hatırlamam Paşam... Emrinde çavuştum!
Emrinde mi
Bütün kuvvetlerin Başkumandanı değil miydin, Paşam! Hep emrinde savaştık!
Büyük kurtarıcı, zeki köylüyü takdir etmişti.
Aferin gazi Yusuf Çavuş! deyince eski asker el bağladı:
Estağfurullah, Paşa! Gazi, sizsiniz!
Rütbe başka... Fakat savaştan dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla, ikimiz de "GAZİYİZ!
Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar zavallıdır… Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır…
Mustafa Kemal 
Paşam rütbesiz, nişansız
Paşaların paşası.
Uyumadı, yemedi, içmedi
Ateşini dere tepe dağıttı millete
Erkekçe söz vermişti
Canından geçti, sözünden geçmedi…
---
Benden evvel üç tane oğulları olduğu için ben doğunca babam çok seviniyor ve müjdeyi en yakın arkadaşıyla paylaşmak isteyerek o sırada komşumuz olan Atatürk'ün o zamanki bağ evine gidip Atatürk'e müjdeyi veriyor "Paşam, nihayet bir kızım oldu, ona birlikte bir isim bulalım" diyor. Atatürk de seviniyor. Ve ikisi beraber bana öz Türkçe bir isim arıyorlar. "Özden" e karar veriyorlar. Özden onların bulduğu bir isim. O dönemde Atatürk de babam da öz Türkçe isimlere meraklı. Böylece ilk Özden ben oluyorum. Benden sonra gelen bütün Özdenlerin ablasıyım.
---