İran hükümetinin bir yandan Türkiye ile dost ve müt-tefik geçinirken öte yanda Türkiye'de öğrenim yapmak isteyen Türk asıllı İran öğrencilerine pasaport vermemesi, buna karşılık herhangi bir Avrupa ülkesinde tahsile giden-lere hiç bir sınır konulmaması dikkatten kaçacak gibi değildir. Bu gençlerin Türkiye'de Türkçülük ve Turancılık ülküleriyle aşılanmalarından korkuluyorsa bunun çaresi Türklere Türkiye kapılarını kapamak değil, onları İran'a ısındıracak formülleri bulup uygulamaktır. Dokuz yüzyıl-dan beri İran'a hâkim olan Türklerin birdenbire bir sihir-baz değneği ile mahkûm duruma düşüvermeleri herhalde onlar tarafından kolaylıkla ve baskı ile kabul olunacak bir şey değildir.
Sayfa 56 - Ötüken, Ocak 1970·Kitabı okuyor
İonesco’nun uyumsuz tiyatrosunu geliştirmesinde, romen dünyasından çok, fransızların kendini çok akıllı sanan salaklığı önemli bir katkı maddesi, hatta oktan yükseltici olmuştur. Türk polisi örneğin, bütün katılığı içinde, sizi insan olarak kısa bir an da olsa, gözünüzün içine bakarak dinler, söylediğinizin kaç kilo doğru olduğunu kendince tartmak üzere anlık bir duraksamayı yaşar. Fransız polisinde böyle alaturkalıklar yoktur, asla gözünüze bakmaz, pasaport, kimlik, oturma izni, sağlık karnesi gibi üstünüzde taşımak zorunda olduğunuz kırtasiye önlem paketiyle ve onların üstündeki kimi net, kimi pastel damgalarla ilgilenir. Onun bu önüne geçilemez damga merakı sonucu, sigarayı bulup ateşi bulamadan, Strasbourg Merkez Karakolu nezarethanesinde bulursunuz kendinizi. Ordan çıkabilmeniz için, Devlet Tiyatrosu genel müdürünün bizzat karakola gelmesi gerekir. Fransız polisini ve Strasbourg Merkez Karakolu nezarethanesini çok iyi bilirim.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Türkiye'de o sıralarda yurt dışına çıkarken eşlere, eğer isterlerse, tek pasaport verilirdi. Pasaport sahibi koca olurdu, fotoğrafın bulunduğu sayfadaki refakatin dekiler hanesine de karısının resmi yapıştırılır, onun yanında ki sayfaya veriler yazılırdı. Daha ucuz olurdu bu pasaport. Biz neden böyle bir pasaport çıkarmıştık bilmiyorum. Belki daha kolay oluyordu bunun çıkartılması. Ben dışarda yolculuklarımı bu pasaportla yapmaktan, "eşiniz nerede" sorusunu yanıtlamaktan usanmıştım. Pasaportumu ayırmak işi için Cenevre'de ki Türk Konsolosluğu, Paris'tekinden çok daha elverişli idi. Ay nı zamanda Konsolosluğun bize karşı tavrını yoklamak için de iyi bir fırsat olacaktı bu. Necil'le birlikte konsolosluğa gittik. Hiç sorun çıkarmadan işlemleri derhal yaptılar. Bana yepyeni, kırmızı kapaklı bir pasaport verdiler. Necil'inkini yenilemediler, fakat onun pasaportunda, refakatindekiler hanesinde bulunan resmim üzerine kocaman iki çapraz çizgi çektiler. Tabii yandaki sayfada verilerimin bulunduğu haneler üzerine de. Böylece benim bu pasaporıla işim bitmiş oluyordu. İşte buna çok sevinmiştim.
Sayfa 166
Sıcak bir yaz gunü, dilediğim caminin şadırvanında rahatça abdest alıp serinleyebilmek Cemaatle namazı camide eda ettikten sonra, bir köşeye çekilip Kuran okumak... Ezan sesi duymak... Evladımı, küçücük yaşlarından itibaren Kur'an eğitimine yönlendirmek... Evimin ve ailemin mahremiyetini, kendi ahlakıma ve örfüme göre koruyabilmek... Dostlarımla istediğim mekânda buluşmak ve sohbet etmek... Canımın istediği yere seyahat edebilmek... Pasaport alırken veya yurtdışına çıkarken rutin prosedürler dışında bir engele takılmamak... Dilediğim şekilde okuyup yazabilmek... Doğu Türkistan'ın tarihi şehirlerini adımlarken, yukarıda sıraladığım türden nice "sıradan" nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. Oysa bunlardan sadece birinin dahi şükrünü hakkıyla eda edebilmek mümkün değildi. Bu vesileyle bir kere daha fark ettim ki, Türkiye, dünyanın en özgür ülkesi. Hatta başıboşluk seviyesinde bir özgürlük ve rahatlık var. Sokaktaki sıradan insanı bir kenara bırakırsak, Türkiye Müslümanlarının bile bu özgürlük ve rahatlığın kıymetini yeterince bilemediğini düşünüyorum doğrusu. Doğu Türkistandaki boğucu atmosferi tadınca, ne kadar az çalıştığımız ve ne çok tem-bellik ettiğimiz hakikati yüzüme bir tokat gibi çarptı.
Sayfa 244·Kitabı okudu
Şükrü eda edilemeyecek bir nimet: Özgürlük
Sıcak bir yaz günü, dilediğim caminin şadırvanında rahatça abdest alıp serinleyebilmek... Cemaatle namazı camide eda ettikten sonra, bir köşeye çekilip Kur’ân okumak... Ezan sesi duymak... Evladımı, küçücük yaşlarından itibaren Kur’ân eğitimine yönlendirmek... Evimin ve ailemin mahremiyetini, kendi ahlakıma ve örfüme göre koruyabilmek... Dostlarımla istediğim mekânda buluşmak ve sohbet etmek... Canımın istediği yere seyahat edebilmek... Pasaport alırken veya yurtdışına çıkarken rutin prosedürler dışında bir engele takılmamak... Dilediğim şekilde okuyup yazabilmek... ​Doğu Türkistan’ın tarihi şehirlerini adımlarken, yukarıda sıraladığım türden nice “sıradan” nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. Oysa bunlardan sadece birinin dahi şükrünü hakkıyla eda edebilmek mümkün değildi. ​Bu vesileyle bir kere daha fark ettim ki, Türkiye, dünyanın en özgür ülkesi. Hatta başıboşluk seviyesinde bir özgürlük ve rahatlık var. Sokaktaki sıradan insanı bir kenara bırakırsak, Türkiye Müslümanlarının bile bu özgürlük ve rahatlığın kıymetini yeterince bilemediğini düşünüyorum doğrusu. Doğu Türkistan'daki boğucu atmosferi tadınca, ne kadar az çalıştığımız ve ne çok tembellik ettiğimiz hakikati yüzüme bir tokat gibi çarptı.
Sayfa 244
Trenlere bedava binmenin de. İbrahim’i atlatmanın, onu çürüğe çıkarttırıp yerine kendini yazdırmanın yollarını öğrenmekse bunlardan güç değilmiş meğer.. Üç yüz laboranta iki yüz, her şeyi bilirim halliye, beş yüz de pasaport tacirine…
Sayfa 268·Kitabı okudu