Cansel K

Cansel K
Yarayla alay eder yaralanmamış olan
Kitle
Puan vermedi·208 syf.·
2021 26. kitabı
Spoiler olabilir. Kendi değerleri ve Batı'nın getirdiği değerler arasında bölünmüş Gikuyu halkının öyküsü anlatılıyor kitapta. Gittiği yerlerde insanları bilerek ırk, din, dil üzerinden ayrıştırmak ve bu ayrıştırmadan kârlı çıkmak beyazların sık uyguladığı bir politika. Burada da dini değerler üzerinden yapılan ayrıştırmanın Gikuyu halkının üzerindeki etkisini görüyoruz. Bir tarafta geleneksel olan dinleri ve kültürleri; diğer tarafta Hristiyanlık ile gelen Batı kültürü var. "Onlar ve biz" olarak ayrılan, karşıdakini lanetli gören, şeytanlaştıran insanlar kahramanımız Waiyaki'nin izinden de gitmiyor. Waiyaki eğitimle iki yana dağılmış insanları bir araya getireceğine inansa da nasıl olduğuna çok anlam veremediğim şekilde karşı obanın kızına aşık oluyor ve tabii işler karışıyor. İhanet, kıskançlık, aşk, kimlik savaşı gibi pek çok unsuru bulabileceğiniz kitap farklı dünya edebiyatlarını okumak isteyen okuyucular için güzel olabilir. Ancak olay, harika, muhteşem bir kitap beklememelisiniz çünkü bence değil. Sadece sonu beni etkiledi. Bilmiyorum doğru bir anlam mı çıkardım ama. Kurtarıcıları olarak gördükleri Waiyaki'nin ilk sözleriyle bir anda gaza gelen insanlar sonrasında başkasının lafıyla Waiyaki'yi cezalandırmaya gönderebiliyor. Bunlar aynı zaman diliminde yaşanıyor. Kendine bir kurtarıcı arayan, "gazla" harekete geçen kitle aynı gazla sönmeye ve yok olmaya mahkum. Çünkü zihni eğitilmemiş yalnızca duygularının hararetiyle tepkide bulunan halklar kendileri için iyi olanı tayin etmekten çok, duygularını -iyi, kötü fark etmez- en çok tatmin edeni seçiyor. Bu hep ama hep böyle olacak bence. Waiyaki'nin eğitim mücadelesi işte bu yüzden çok kıymetliydi...
Edebiyat
Aradaki NehirNgugi Wa Thiongo · Ayrıntı Yayınları · 2016406 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·168 syf.·
2021 18. kitabı
Sene 1980. 18 yıllık otoriter bir yönetim askeri bir darbe ile ortadan kalkmış; devlet başkanı öldürülmüştür. Bununla birlikte hak arayışında olan binlerce insan sokaklara dökülmüştür. İstediklerinin listesi ise şöyledir: İşçilerin asgari bir düzeyde hayat sürebilmesi için gereken yeterli ücret sağlansın Demokratik toplum düzenine geçilsin. Basın ve medya bağımsızlığı sağlansın. Sıkıyönetim kalksın. Bu basit istekler ise vahşet boyutlarında askeri müdahalelerle bastırılmak istenmiştir. Çoluk çocuk herkes öldürülmüş, yalan yargılamalarla insanlar suçlanmış, cezaevlerinde, kitapta detaylıca anlatılan, işkence ve hakaretlere maruz kalmışlardır. Yer ise Gwangju/Güney Kore İşte dünyada hala bazı ülkelerde benzeri yaşanan bu olayı anlatıyor yazar. Ama gerçekten o nasıl anlatmak… Yer yer daha önce hiç rastlamadığım ve okumaktan çok hoşlandığım bir anlatıcı türünü, İkinci tekil şahısı kullanıyor. Bir çocuğun o direnişteki rolüyle başlayan roman ilginç ilişkiler ağı, farklı yazım biçimleriyle, farklı kurgusuyla nabzı hiç düşürmeden ilerliyor. Roman bölüm bölüm ayrılmış ve her bölümde çocuğun çevresinden bir kişinin düşüncelerine, yaşadıklarına şahit oluyoruz. Sonra kitap bitince şapkamızı önümüze alıyoruz ve biraz düşünüyoruz. Gerekçesini asla anlamadığımız şiddeti, sonuçlarını, insanın içindeki canavarı, devletin içindeki potansiyel canavarı düşünüyoruz.
Edebiyat
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,140 okunma
Puan vermedi·556 syf.·
2021 12. kitabı
İpucu içerebilir. Kitabı bitireli biraz zaman oluyor. Ama neden hala zihnimde kımıl kımıl hareket ediyor? Neden hala alt tarafı bir romanın karakteri olan kişilerin ne yaptığını merak ediyorum? Çünkü Steinbeck karakterleri yaşayan insanlar haline getirmiş; hepsinin ruhuna kendi ruhundan bir parça eklemiş. Bütün karakterlere gidip sarılmak istediğimi söylesem komik bulabilirsiniz ama gerçek bu. Kendi çiftliklerinde, yıllardır ait oldukları topraklarda ( yerlilerin gözyaşlarını unutmadan), bildiği gibi yaşayan insanlar; günümüzde hala benzerleri yaşanan büyük bir dönüşümün parçası haline geliyor. Bir şekilde bankalara borçlanma, daha çok borçlanma ve en nihayetinde tarlanı kaybetme durumu. Herkes bir bir mülkiyetinden olurken zenginleşen bir taraf ise elbette var. Ama Amerika'nın zaten kurulduğu düzen de biraz bu değil mi, sürekli yerinden etme mücadelesi. İşte romanın kilit noktası burası. Aç kalmamak için iş gerek, iş için ise gitmek gerek? Nereye peki, iş neredeyse oraya elbette! İş nerede? Kalabalığı takip et, senden çok var. Tom' un ailesi de bu düşüncelerle yollara düşüyor. O uçsuz bucaksız Kaliforniya'da illa bir iş bulacaklarını düşünüyorlar ama kolay olmuyor. Aile, romanda ismi dahi geçmeyen güçlü bir figür olan anneye rağmen parçalanıyor ve sonunu da hayallerimizde yaşatmak bize kalıyor... Bu okuma kalbimi çok fazla kırdı. Yazardan okuduğum üçüncü kitapta da hayallerine ulaşamayan, başka türlüsüne zorlanan insanlar bulunuyor. Daha kötüsü bunlar gerçek, şu yüzyılda bile gerçek...
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2021 5. kitabı
Tolstoy yaşamı boyunca kendine, hayata, topluma ve daha birçok konuya dair sorgulamalar yapmış; arayışını ölene dek sürdürmüş. Kreutzer Sonat' da ise kadın-erkek ilişkilerini, dönemin yozlaşmış değerlerini, ahlaki karmaşasını sorguladığını görüyoruz. Değinilenler bugün bile üzerine düşündüğümüz, çevremizde gözlemlediğimiz konular. Okurken hem dönemin Rusya'sını hayal edebiliyor hem de şimdiyle ilişkilendirebiliyoruz. Bir trende evlilikler üzerine yolcular tarafından sürdürülen tartışma, yolculuk boyunca konuşmayan Pozdnişev'in ağzının açılmasını ve hayatını anlatmasını sağlıyor. Pozdnişev bir yandan genelevleri, erkeğin cinsellikle ilişkini irdelerken bir yandan da tüm bunların merkezindeki kadını sorguluyor. Yetmiyor toplumun, yönetimin bu konudaki ikiyüzlülüğüne dokunduruyor. Adeta hepimizin aklındaki soruyu soruyor: Genelevleri daha sağlıklı yerler yapmaya çalışacağınıza, neden kapatmıyorsunuz? Neden kadın bedenini bu yolda çürütüyorsunuz, köleleştiriyorsunuz? Aa tabii her şeyi bilen uzmanlar bunun erkeğin bir ihtiyacı olduğunu söylüyor. Pozdnişev'in buna da cevabı hazır: syf.48 "... Oysa erkek bunsuz duramaz değil mi? dedi" "Bu da sizin o bilimadamlarının savı. Elimden gelse, onları erkeklerin kaçınılmaz ihtiyaç duyduğunu iddia ettikleri kadınların sorumluluğunu yerine getirmelerini emrederdim. Bakalım o zaman da şimdiki gibi konuşabilirler miydi?... Pozdnişev'in duyguları, insani tarafı da çok iyi betimlenmişti. Herhalde şaşırtıcı değil. İvan İlyiç'de aldığım tadı hatırlamamı sağladı. Başkahramanımızla birlikte bazıları bugün eskimiş olan fikirleri incelemek isterseniz Tolstoy'a kulak veriniz. İyi okumalarrr
1000Kitap
Kreutzer SonatLev Tolstoy · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
7/10
·72 syf.·
2020 15. kitabı
Püsküllü deve şöyle diyor Latif'e: "Tahran'ın iki parçası vardır, ikisinin de özellikleri kendine göredir. Kuzey ve Güney. Kuzey temizdir. Ama Güney toz, duman, çamur ve pislik doludur, çünkü bütün eski püskü otobüsler bu bölümdedir. Bütün tuğla ocakları buradadır..." Latif, oyuncakçın dükkanında püsküllü bir deve görmüş çok benimsemiştir. Tozlu kaldırımlarda, sokağa indirilen süpürge darbeleriyle bölünen hayalleri hep bu deve üzerinedir. Oysa o, devenin fiyatını bile öğrenemez. Neden? Çünkü pahalı bir limuzinden inip mis gibi kokan saçlarıyla "Baba bunu istiyorum" diyemez. Pis teni, pis giysileri vardır, ayakkabısı yoktur. Hayal kırıklığı içinde çok sevdiği devesinin gözlerinin önünden geçip gitmesini izlemek zorundadır. Latif gibi nicesi, deveyi alıp götüren zengin çocuk gibisi çok hala. Yok edilemeyen yoksulluk gerçekten içimi acıtıyor. Çocukların daha küçükten bunu yaşamak zorunda olması da. Haydi gözlerimizi kapatalım ve tüm çocukların sevgiyle muamele gördüğü, karnını doyurup sıcak yatağında uyuduğunu hayal edelim. Tıpkı Latif'in hayallerinde olduğu gibi bizim hayallerimizde de güzel şeyler olsun. Kim bilir belki bir gün gerçek olur.
Püsküllü DeveSamed Behrengi · Can Yayınları · 2015883 okunma