Zilli şiir
Biz memurlar,
Saat dokuzda, saat on ikide, saat beşte,
Biz bizeyizdir caddelerde.
Böyle yazmış yazımızı Ulu Tanrı;
Ya paydos zilini bekleriz,
Ya aybaşını.
Sonra pamuk prenses gene tek geçmeye başladı, kederli, yorgun ve yalnız. Öğrenmiş gibiydi yalnızlıkların ancak ilkinde mûcize bekleneceğini. Ve öteki de öğrenmiş gibiydi daha şimdiden bir defa, bir tek defa kartal olunabileceğini, bir defa, bir tek defa jet, bir tek defa at ve bir tek defa efendi olunabileceğini.İnanın bana, bitkinim, bitkin. Çünkü hüzündür dedim işte bu kafamı bulandıran, bungunlaştıran.. ne diyeceğimi unutturan, sözü darmadağın eden hüzündür dedim, size. Biliyorum.. adım gibi hem de; onlar yıllar sonra mutluluklarını hiç kimsenin görmediği bir yıldıza benzeyen elma gibi görecek, ama içinden kapkara, kıvır kıvır kurdun çıktığını da görecekler.Ve, bunu da adım gibi biliyorum, kırk yedinci veya bilmem kaçıncı yaşlarının loş odasından Nisan güneşinin yıkadığı paydos sokaklarına bakan pencerelerinde beyhûde sevinç ve heyecanlarla parça bölük türküler mırıldanacaklar.Hangi kelebekti o toz pembe çiçeğe iğrenç yumurtasını koyan diye düşünecekler mi? Bilmem onu. Ama hüzün kafalarını bulandıracak, bungunlaştıracak, sözlerini darmadağın edecek; bunu da biliyorum. Siz ne dersiniz dramı, trajediyi.. ve mutluluğu kazık kadar olmuş, odunlaşmış kadınlarla erkeklerde arayan koca budalalar?
Hiçbir şey yazmasam da herhangi bir problem olmadığı için nefes aldığım bir boşluk gibi hissediyorum. Bırakılan boşlukların verilen paydos gibi tadını çıkardıktan sonra benim için de bazen savunmasız ânın içinde kendimi bulduğum oluyor.