Ruhlarımız yeterince güçlüyse aradaki perdeyi yırtıp atabilir ve o çıplak, dehşet verici güzelliğe gözlerimizi ayırmadan bakabiliriz, tanrının bizi bir çırpıda yemesine, yiyip bitirmesine, kemiklerimizden sıyırmasına ve sonra tükürüp yeniden doğurmasına izin verebiliriz.
Gecenin kör karanlığında ormanın içinde şarkı söylemek, çığlık atmak, yalın ayak dans etmek, hem de bir hayvan gibi ölümlülüğünün farkında bile olmadan! Bunlar güçlü gizemler.
Başka dinlere karşı oldukça hoşgörülü olan Romalıların Hristiyanları neden acımasızca katlettiklerini anlamak zor değil, herkesin bildiği bir suçlunun öldükten sonra dirildiğini düşünmek ne kadar absürt, havarilerinin bu dirilişi onun kanını içerek kutlaması ne kadar ürkütücü. Bütün bunların mantıksızlığı onları korkuttu ve bunu yok etmek için ellerinden geleni yaptılar.
Romalıların dehası ya da belki de kusuru, düzene olan saplantılarıydı. Bunu -karanlığı, akıl dışlığı, kaosu şiddetle inkar edişlerini- mimarilerinde, edebiyatlarında, yasalarında görmek mümkün.