Peki ölüm ne zamandır? El-cevap: Ölüm insana her an gelebilir. Şu hâlde tövbenin vakti bu yazıyı okuduğun andır, bu kelamı dinlediğin zamandır. Çünkü denmiştir ki geçmişi hayattan sayma, geçmiş geçti artık. Geleceği de yaşamdan sayma çünkü ya varılır ya varılmaz; ya yaşanır ya yaşanmaz. Geriye ne kaldı dersen "Yaşam beni dinlediğin andır, hayat bu yazıyı okuduğun zamandır. Sen onun değerini bilmeye bak." .
"Ve uyanacaksın, çevrene bakacaksın, soğuk ve pislik... İnsanlar yorgun, öfkeli..." Çok üzgün, sürdürdü konuşmasını: "Çirkin bir şey bu... oysa inanmamak gerekir insana, hatta korkmak gerekir ondan, nefret etmek. Yanlış yolda, insan. Oysa sen yalnızca sevmek istersin, peki ama nasıl mümkün olacak bu? Senin üzerine gelen vahşi bir hayvansa, canlı bir ruhun olduğunu kabullenmiyorsa, yüzüne tekme atıyorsa, nasıl bağışlayacaksın insanı? Bağışlamak olanaksızdır onu. Yalnızca benim adıma değil, kendi adıma her türlü aşağılanmayı bağışlayabilirim, ama zorbaların benim üzerimde başkalarına zarar vermeyi öğrenmelerini istemem, istemem."
- Sen o kitabı bırakmıyacak mısın elinden?
Kitabı sımsıkı tutarken:
- Hayır!
- Peki ne var onda?
Öteki romanlardan fazla ne
«- Sana bunu anlatamam ki, aptalın birisin sen!»
Peki ya sen aşk? Ölürken ruhumuzun bedenimizden sökülen o son parçası? Camilerde omuz omuza duran kambur ihtiyarların kalbi büsbütün boş mu sanıyorsunuz? Peh. Aşk gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir oyundur.