''Sana içiyorum Evgenia,'' diye kaldırdım kadehimi. ''Unuttuklarımı bana hatırlatmana...''
''Bize içelim Nevzatcım, her şeye rağmen hayatı güzelleştiren aşkımıza...''
...O anda duydum sesleri. Başımızın üstünde hızla uçan kırlangıçlar kül rengi gökyüzünü parçalara ayırıyorlardı.
''Ne kadar da neşeliler,'' diye mırıldandım biraz da şu kasvetten kurtulalım diye. ''Ne güzel şarkı söylüyorlar.''
Başını yukarıya çevirdi Evgenia.
'' Şarkı söylemiyorlar Nevzat.'' Gözleri uçan o güzelim kuşlara takılmıştı. ''Ölen arkadaşlarının yasını tutuyorlar.'' Başını indirdi, kederle gözlerimde durdu. ''Sevinç çığlıkları değil bunlar, acı dolu haykırışlar. Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcakk gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış.''