seçkin

seçkin
@peyyami
8/10
·214 syf.··
2017 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2017 10:37
Kitabı okudum ve her okuduğum kitap sonrası olduğu gibi sıra geldi düşünmeye ve kitap üzerine bir şeyler karalamaya; kendi zihnimdeki, insan, insan psikolojisi ve toplum kavramlarını irdeleyerek naçizane fikirlerimi belirtmek isterim. Öyle ki zihnimin içi birbiri arası tezat oluşturan düşüncelerle, ayrışmalarla ve çelişkilerle dolu. Tam bir paradoks hali! Öncelikle kitabın içeriğinden bazı bilgiler aktararak yazıya başlamak, zannediyorum ki düşüncelerimi ifade etmem açısından kolaylık sağlayacaktır. Yazar, 1. Dünya Savaşı sonrası (1914), İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalan ve Çanakkale Savaşında sağ kolunu kaybetmiş bir subayın, İç Anadolu’nun ücra bir köyüne yerleşmesini, köyün halkını, dönemin tarihi olaylarını ve önemli insanlarını keskin psikolojik tahlillerle yansıtmaya çalışıyor. Şimdi, bu roman takdir edersiniz ki bir kurgu romanıdır. Peki bu romanın amacı nedir? Bu soruya algılayabildiğim ölçüde yanıt vermeye çalışacağım; bana göre amaç, dönemin insanlarını bilinçlendirmek ve bu insanlar arasındaki ayrışmaları ortadan kaldırarak bir diriliş hareketiyle Anadolu’yu düşman askerinden kurtarmak veya püskürtmektir. İşte bu noktada bana ışık tutan en önemli ipucu ise, amaca yönelik kurgulanan olay örgüsünde; bir İstanbul aydını olan kitap kahramanının kalkıp, neredeyse yeryüzündeki varlığını unutturmuş bir köye yerleşmesi ve bu yörenin insanlarını anlatmasıdır. Yazar tarafından çizilen yöre halkının profilleri şayet doğru ise üzülerek belirtmek isterim ki toplum olarak bir adım dahi ileri gidememişiz demektir. Nasıl ki şu an medyanın bize verdiği gibi düşünüyor, konuşuyor ve eylemde bulunuyorsak o zamanda durum farklı değilmiş. Nasıl ki şu an çıkarlarına göre hareket eden insanlar varsa o zamanda varmış. Nasıl ki şu an din, devlet millet elden gidiyor naraları
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma
Reklam
9/10
·648 syf.··
Beğendi
·
2021 172. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2021 23:14
Adın ne? -Kelebek. Kelebek mi? Kelebeksin demek. Zavallı. Kelebek uçar, kanatları vardır. Seninkiler nerede? -Kaybettim kanatlarımı... Kelebek. 21 yaşında bir iftira yüzünden müebbet kürek cezası hükmü giyer. Uğramış olduğu haksızlık nedeniyle de kapatıldığı cezaevinde sürekli kaçma planları yapar. Kaçmak ya da ölmek. Hapis olduğu süre boyunca kendine hep teskin eder; kendine saygısı olan biri bu mezardan canlı çıkmalıdır. Umutsuzluğa kapıldığı her an "Yaşamak, yaşamak, yaşamak" sözcüğünü hatırlatır kendine. Sayısız kaçma girişimlerinde bulunur ancak talihi bir türlü yüzüne gülmez. Ve her yakalanışında hücreye tıkılır. Onlarca kez yakalanmasına rağmen bir sonraki gün yeni bir plan kurmaya başlar. Hücrede konuşmak yasak. Gün ışığı dahi göremez. Ama o karanlık, çıyan ve farelerde dolu hücrede yıldızları hayal eder, böylece hücrede olmasına rağmen kendini özgür hisseder. Suçsuz yere kendini mahkum eden savcıdan, jüri üyelerinden alacağı intikamın ateşi ile kavrulur. Hücreden güçlü bir şekilde çıkabilmek için günlük spor yapar. O dar hücrede attığı her adımda Fransız halkının cehaletini, günah çıkaranları dinleyip te kürek cehenneminde olup bitenleri bildikleri halde susan Katolik papazlarını, sesini yükselt(e)meyen İnsan Haklarını ezer. Kelebek hücreden çıkarılıp normal cezasını çekmek üzere adaya götürüleceği günün gecesinde ise tarifsiz bir heyecan duyar. "Yarın güneşi göreceğim". Dostum Kelebek seni asla unutmayacağım. Sen bana özgürlüğü, yaşamın güzelliğini, mücadeleyi, hayatta iyi dostların da olabileceğini ve en önemlisi umudun her daim olduğunu öğrettin. Elveda Kelebek.
Edebiyat
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 20196,5bin okunma
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2021 10. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2021 19:53
Ahlak anlayışını edebi kurgu içinde ele alan Tolstoy'un okuduğum en iyi öykü kitaplarından birine imza atmış olduğunu söyleyebilirim. Rus edebiyatının en iyi ismi olmakla kalmayıp kitaplarının popülerliğini ülkemizde de koruyor olması, beğenilmesinden değil, Oğuz Atay gibi popüler kültürün de bir kurbanı olduğunu rahatça söylemek mümkün. Aldırmayıp zevkle okuyanlardan olduğum için kısa bir anlatımla değerlendirmek istedim. Aç gözlülük, doyumsuzluk ve sevginin kalemini sağlam tutup kitabını dünyaya sunmuş olan Tolstoy, bir kaç kısa öyküyle ders vermek ister gibi yazdığı bu eserini severek okudum. Bir çok konuyu ele almış; sonuçları pek şaşırtıcı olmasa da kalıplaşmış aşk konuları gibi kabak tadı bırakan kitap olmamış. Sadece tahminden öteye gidebilmek için yaşamak lazım öyle değil mi? O halde biraz öykülerin konu başlıklarından bahsedelim. İnsanlar doyumsuzdur. Neye sahip olurlarsa daha fazlasını isterler bu kitapta bunu rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz hoş artık gözlem için kitaplara pek gerek kalmıyor. Elindekiyle yetinmek belli başlı insanlara özel bir yetenektir ya da zorda kalan her insan... bir öyküsünde elindekilerle yetinemeyen insanlarla, bir diğer öyküsünde elindekiyle yetinip elini bir insana uzatan insanın hikayesini konu almış. Elinde olmayıp kendinden önce başkasına yardım etmek her yiğidin harcı değildir. Kendini bırakıp başkasını omuzlanmak yürek ister. İşte Tolstoy o yürekli insanlardan bahsetmiş. Simon adlı kahramanımızın yardım sever olması, kendisine uzatılan eli tutup aradığı sevgi, saygı, yalnızlığın Allah'a mahsus olması ve ölümün kaçınılmaz olmasını anlayan Michael, neyi yaşaması gerektiğini bilmeyen kralı, doyumsuz olup hayatından vazgeçen Pohem, iki komşunun zavallı hikayesi sizin de sorularınıza cevap olabilir. Çünkü Tolstoy sadece yazar
Hayat ve İnsan
İnsan Ne ile YaşarLev Tolstoy · Sis Yayıncılık · 2015234,4bin okunma
Puan vermedi·83 syf.··
2021 79. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2021 00:45
"Çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz." Satranç bir insanın hayata tutunmasını sağlayabilir ve onun hayatını kurtarabilir mi? Hayata tutunmamızı sağlayan şeyler bizi daha farklı bir felakete sürükleyebilir mi? Kurtuluş sandığımız, sıkı sıkıya tutunduğumuz şeyler bir süre sonra bize zarar verebilir mi? Satranç öğrenmeye çalıştığım şu zamanlarda listemde bulunan Zweig'ın Satranç kitabı sürekli aklıma takılıyordu. Geç okumuş olmanın verdiği pişmanlıkla birlikte iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu benim için. Yazar, yine kısa ama çok etkileyici bir eser kaleme almış. Psikolojik analiz yeteneği ve kendine özgü betimlemeleriyle kendine hayran bırakan bir eser daha ortaya çıkarmış. Satranç'ta özellikle iki karakter ön plana çıkıyor. Mirko Czentovic ve Dr. B. İki karakter de New York'tan Buenos Aires'e gitmekte olan bir yolcu gemisinde yolcu olarak bulunmakta. Czentovic, satranç şampiyonu olarak ün kazanan ama bazı çevreler tarafından yeterince entelektüel olmadığı gerekçesiyle eleştirilen biri. Küçük yaşta yoksul babası öldüğünde bir din adamı tarafından yetiştirilen Czentovic, eğitimini de büyük ölçüde bu din adamı tarafından almış ama almış olduğu eğitimi başarıyla tamamlayamamış. Ancak sessiz ve sakin olan Mirko Czentovic'in kesin olarak öğrenmiş olduğu bir şey var. O da satranç. Czentovic'in birçok konuda yetersiz oluşu çokça göze batıyor ancak satrançtaki başarısı göz önünde bulundurulduğunda konuşulmaya değer bir kişilik ortaya çıkıyor.. Dr. B. ise hikayenin ilerleyen zamanlarında ortaya çıkmakta. İlginç bir giriş yapan Dr. B. dört ay boyunca tutsak edilerek işkence görmüş biri. Hem de belki en zalimce denilebilecek bir işkenceye maruz kalarak tutsak edilmiş. Zaman ve mekan algısının kaybolduğu küçücük
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,5bin okunma
HENÜZ KİTABI OKUMAMIŞ 3-5 KİŞİYE…
10/10
·152 syf.·
2021 20. kitabı
Kitapla ilgili yüzlerce inceleme varken bir de ben yazmalı mıyım diye çok düşündüm. Çünkü, #132705929 . Sonunda ne karar verdiğimi tahmin edersiniz herhalde… Karakter rehberiyle başlamak istiyorum incelemeye. Henüz okumayanlar için yardımcı, okuyanlar için de hatırlatıcı olacağını umuyorum. Başlayalım o halde: • Bay Jones: Çiftliğin ilk sahibi • Koca Reis: Domuz • Snowball: Domuz • Napoleon: Domuz • Squealer: Domuz • Bluebell: Köpek • Jessie: Köpek • Pincher: Köpek • Boxer: Araba atı • Clover: Araba atı • Mollie: Kısrak • Muriel: Keçi • Benjamin: Eşek • Moses: Kuzgun • Tavuklar ve koyunlar Bir de kedi vardı ama bir vardı bir yoktu. Uyuşuğun ve tembelin tekiydi. Pek bir rolü de yoktu kitapta. Zaten hiç sevmem kedileri… Bu kitap bildiğiniz üzere alegorik bir eser. Alegori ne demek bilmeyenler için tanımlayalım hemen. “Bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle, benzetmelerle göz önünde canlandırma işi.” Bu sebeple tahmin edersiniz ki bu hayvanların tümü bir insan tipini simgeliyor. Koyunları söylememe gerek var mı bilmiyorum. Ezberlettiğiniz şeyleri sorgulamadan kabul edip papağan gibi söyler bu koyunlar habire. Eşek, aydın kesimi simgeliyor. Olayların bilincinde, okur yazar, düşünür fakat nedense az ses çıkarır. Bildiklerini kendine saklar. Etliye sütlüye karışmaz. Mollie, Bahar Candan gibi bir şey. Üzümünü yer bağını sormaz. Bohem hayat tarzını benimsemiştir. Süse şatafata düşkündür. Öyle çok zora gelemez, üretici kesimle uzaktan yakından alakası yoktur. Squealer tam bir yancı, A Haber adeta. Manipülasyon ustası. Kurnazlık timsali. Yarın kıyamet kopacak olsa her şey güllük gülistanlıkmış gibi anlatır. Yönetimi övmekten başka işi yoktur. Yalan yanlış
Edebiyat
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,6bin okunma
Reklam