Kitabı daha yeni bitirdim ve düşüncelerim daha tazeyken hemen yorumunu yazmak istedim. Nagihan yine beni şaşırtmadı… Çok ağladım, çok etkilendim kitabın her bir cümlesinden. Kısaca konusundan bahsederek başlamak istiyorum.
Dolunay ve Çiçek ikiz kardeşler ve bebekken yetimhaneye veriliyorlar. Yetimhanede Dolunay zengin bir aile tarafından evlatlık edinilirken, Çiçek sokaklarda zor şartlarda büyümek zorunda kalıyor. Dolunay’ın anlaşmalı bir şekilde Ayza ile evleneceği anda bazı olaylar yüzünden Çiçek ve Dolunay’ın yer değişirmesi ve Dolunay yerine Çiçek’in Ayza ile evlenmesi ile başlıyor kitap. Böyle anlatınca aşırı klişe bir roman gibi gözüküyor…inanın bana klişeliğin yanından bile geçmez :’)
Kitapta Çiçek’ in yaşadıkları o kadar ağırdı ki okumaya katlanamadım ben, Çiçek onları nasıl yaşadı, o acıların üstesinden nasıl geldi, nasıl bu kadar güçlü inanamadım. Hayatta kalabilmek için sokaklarda para kazanmak için o kadar çabalamış, o kadar canı yanmış, o kadar yıpratmış ki hayat onu… Dünyayı değiştiremediği için kendi değişmiş o da, kötü dünyaya uyum sağlamak zorunda kalmış. Hissizleşmiş, güvensizleşmiş, kendini sevdiği şeyleri saklamak zorunda hissetmiş Çiçek, sevdiğini söylerse elinden alırlar diye…
Diğer yandan Ayza… o kadar güzel bir karakter ki. Okuduğum en nazik, en düşünceli erkek karakterlerden biri. Çiçek’ e yaptığı onca şey… onu keşfetmeye çalışması, onun sevdiği şeyleri bulmaya ve bir şeyleri istemesini sağlamaya çalışması…
Hayata dair çok şey öğrendim onlardan. Kitaptaki her cümle sizi hayata hazırlıyor. O kadar çok cümlenin altını çizdim ki, utanmasam tüm kitabı çizebilirdim. Kitapta Fareler ve İnsanlar, Oz Büyücüsü, Alice Harikalar Diyarında, Küçük Prens ve en güzeli Theoya mektuplar ve Van Gogh hakkındaki konuşmalar o kadar güzeldi ki. Sevdiğim bir