Onur Değer, bir alıntı ekledi.
05 May 00:58 · 8/10 puan

Günümüzde bütün toplumların maruz kaldığı ahlaki/vicdani körlük, aklın yozlaşmasına, araçsal aklın belirleyiciliğine neden olduğu için, soru sorma yeteneğimizi kaybediyor, bu nedenle de dünyaya yönelik sorumluluklarımızı yerine getiremiyoruz. Müslümanlar olarak Özgün tercihlerimiz doğrultusunda değil, dayatılan ve sonra içselleştirdiğimiz tercihler doğrultusunda yaşadığımız için kendimizi İslami anlamda gerçekleştiremiyoruz. Tüketimin bir amaca dönüştüğü, piyasaya bağımlılığın derinleştiği, piyasa özgürlüğünün takdis edildiği bir dönemden geçiyoruz. Tüketim özgürlüğü, kapitalizmi çok daha güçlü, çok daha etkili kılıyor.

Sahte Mutlakların Hükümranlığı, Atasoy Müftüoğlu (Sayfa 37)Sahte Mutlakların Hükümranlığı, Atasoy Müftüoğlu (Sayfa 37)
Hakkı, bir alıntı ekledi.
30 Mar 22:09 · Beğendi · Puan vermedi

Kültürel Boşluk
Batılı olmayanlar ayrıca Batı ilkeleriyle uygulamaları arasındaki uçurumu gözler önüne sermekte tereddüt etmeyeceklerdir. İkiyüzlülük ve çifte standart evrensellik tasarlayanlar ödülü olacaktır.demokrasi gelişmedir ama İslami fundamantalistleri(köktendinci) iktidara taşırsa gelişme değildir.İran ve Irak söz konusu olunca nükleer Silahsızlanma vaazları verilir ama İsrail olunca bu unutulur.Serbest piyasa gelişme için bir iksirdir ama tarım söz konusu olunca değildir. İnsan hakları Çin söz konusu olunca önemlidir ama Suudi Arabistan olunca hayır.Petrol sahibi Kuveyt saldırıya uğrarsa yoğun bir güç kullanır ama petrolü olmayan Bosna ya yapılan saldırı görmezden gelinir.Batı dışı toplumların batının değer,kurum ve kültürüne adapte olacağı inancı eğer ciddi alınırsa ahlak dışıdır.

Medeniyetler Çatışması, Samuel P. Huntington (Sayfa 118)Medeniyetler Çatışması, Samuel P. Huntington (Sayfa 118)
Meşrebi Kalender, Trainspotting'i inceledi.
11 Ara 2017 · Kitabı okudu · 15 günde · Puan vermedi

90’lı yılların ortaları…

Refah partisinin “belediyeciliği” ile halkın hiç de azımsanmayacak bir kesiminin gönlünü fethettiği yıllar…

İstanbul Kanatlarımın Altında filminin, Türk seyircisini sinema salonlarıyla barıştırmaya gücü yetmeyince bir “Eşkıya”nın arabulucuk yapmasından az bir zaman önce…

28 Şubat’a ise 5 kala…

Bir yatılı ortaokul öğrencisi, güçlü fikrin taraftarı olmaya dünden hazır olan çevresindeki insanlardan sıkılmış, fizik dersini vermek zorunda kalan iş teknik hocasından çok da öğrenebileceği bir şey olmadığı ukalalığı ile, Ümraniye’nin caddelerinde avare avare dolaşırken, Refahlı belediye tarafından, İslami ağırlıklı filmler göstermek niyetiyle, konferans salonundan sinema salonuna devşirilen bir yerin önünden geçtiği sırada bir adam panoya bir poster asar.

“Ayemnatgoingtusukul” seviyesindeki İngilizcesi ile filmin adından pek de bir şey anlamasa da; asılan posterin, bulunduğu mekanla uyumsuzluğu onun deli akan ergen kanını hareketlendirir.

Piyasa ile karşılaştırıldığında oldukça ucuza gelen öğrenci bileti ile, boş sinema salonlarının değişmez müdavimleri olan “öpüşengilllerin” bile olmadığı bir sinema salonunda neredeyse kendisine özel bir gösterimle karşılaşır.

Film, Yeşilçam ağırlıklı ucundan azcık bir sinema bilgisi olan ergeni şoke eder. Çok farklı bir şey vardır karşısında. Evet, Kafdağı’nın ardındaki sır değildir anlatılan. Ama anlatış şekli çok farklıdır. Hele o klozet sahnesi…

Bunu kesinlikle herkesin görmesi gerekmektedir. Film sonrası, projeksiyon makinesinin olduğu odaya koşar ama kimsecikler yoktur. Ardından hemen afişin olduğu yere koşar. Yaz zamanı, filmlerin matineleri namaz saatleri dikkate alınarak yapılmış. Bu çok iyi oldu diye düşünür. “Sofular” diye takıldığı, kendi okulunun yanındaki, İmam Hatip’e giden kafa çocuklara bile haber verebilir.

Ahmet San’ı bile kıskandıracak bir organizasyon sonrası 30’ a yakın ergen sinemaya “akına” gitmektedir.

Henüz Nazım ile tanışmayan bünyeleri, yine de güneşi bile zapt edecek kadar heyecanlıdır.

Toplum mühendisliğine savunan, öğlen filmi seyreden ergen tüm arkadaşlarının ufkunu açacağına inandığı (!) filmi bir kez daha seyretmek için en önden gitmektedir.

Salona vardıklarında “espriden anlamayan kader” in bir eşek şakası ile karşılaşırlar.

Panoda, Rusya’da dinlerinden dolayı baskı gören bir grup Müslüman ile ilgili, bir filmin afişi asılı durmaktadır. Bizim ergen, arkasını döndüğünde ise, Timur’un karşısındaki Nasrettin Hoca’dan bile beter duruma düşer. Alternatifi olmadığından orada öylece duran birkaç kişinin dışında herkes dağılmıştır.

Bu yaz gününde sinemaya gitmek zaten akıllı kişinin işi değildi ki…

Olay sonradan ortaya çıkar. Dağıtımcının çırağının yaptığı bir yanlıştır. Hemen film değiştirilmiş. Film makinisti bir daha ne izlettirdiğini daha iyi kontrol etmesi konusunda uyarılmış. Filme bilet alanların “resmi” sayısı sadece “1” olduğu, diğerleri makinistin kankaları olduğu için makinist işten atılmamış.

Ergen Kadıköy’ e gider bir kez daha seyretmek için ama bu filmin vizyondan çoktan kalktığını öğrenir. Zaten gişe rekorları da kırmamışmış.

Sonuç olarak biri bir yanlış yapmış. Ve bu yanlış sadece ve sadece bir kişinin sinemaya bakışı konusunda derin bir iz bırakmış…

Hala okumaya devam edenler kaldıysa kitaptan da biraz bahsedelim dimi ama.

Filmin yüzü suyu hürmetine bu kitabı okuduğumu yukarıda zaten kısaca ( ! ) anlattım.

Kitap çok hızlı. Ama öyle böyle değil.

İskoçya deyince aklınıza hemen, Sömürgeci İngiltere’nin üvey ve asi çocukları yani William Wallece’ları geliyorsa, bu fikri hemen kafanızdan çıkarın. Uyuşturucu ve getirdiği tüm iğrençliklerle yaşayan gençler var karşınızda.

Yazar bir yengeç sepetinin içini anlatıyor aslında. İçerdekilerin hepsi şikayetçi ve hepsi dışarı çıkmak istiyor. Aslına bakarsanız tüm yengeç sepetlerinde olduğu gibi bu sepetinde ağzı açık. Ama ne zaman biri ben dışarı çıkacağım arkadaş deyip biraz tırmansa bir diğeri onu aşağıya doğru çekiyor. Kimse çıkamıyor…

Kitaba başlar başlamaz uyuşturucu krizinde bir “keş”, “müptela”, artık ne uygun görürseniz, peşinde koşuyoruz. Bu arkadaş “mal” ihtiyacını hafifletmek için sürekli konuşuyor.

Tamam ne meramı varmış anladım derken tam karşı yönde daha yüksek sesle ve daha ilgi çekici şeyler anlatan başka bir İskoç genç görüyorsunuz. Ve diğerini bırakıp başka bir yönde ilerlemeye başlıyorsunuz. Yalnız bu takip hiç de kolay değil.

Sanki 70’lerden kalmış bir gazeteci gibi elinizde bir mikrofon ve omzunuzda söylenenleri kaydeden bir teyp taşıdığınızı düşünün.

Teyp deyip de geçme tanı !

Hollywood filmlerinde Afro-American gençlerin omuzlarında taşıdıkları teypler kadar büyük bir teyp omzunuzdaki.

Kitabın hızına çoğu kez yetişemiyorsunuz. Ve okurken çok yoruluyorsunuz.

İster transa geç, ister zikir çek, ister aşık ol, istersen de damarlarına zehri doldur…

Hepsinin ortak amacı; içinde bulunduğun, sana yetmeyen, anlayamadığın saçmalıktan kurtulup,çok kısa bir süre için bile olsa, arzuladığın ütopyaya ulaşmak değil mi?

https://www.youtube.com/watch?v=zSif77IVQdY

Betül, bir alıntı ekledi.
29 Kas 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Başına "İslami" ibaresi eklenen pek çok şeye dair
Daha politik bir düzlemde, düşmanı kendi evinde vurmak gibi bir amacın takip edildiği düşünülebilir: "Bu bir fikirler savaşı. Dini pratikleri yok etmeye çalışan seküler bir ideolojinin savunduğu gibi, hayatın satın aldığınız şeylerden ibaret olduğu fikrine karşı çıkıyoruz(...) Ancak, aynı zamanda en az büyük medyanın marketing uzmanları kadar iyi olmamız gerektiğinin de farkındayız. Yoksa kaybederiz. Kendi businesslarımızı kurmalıyız." Ancak kavganın sonucunun kullanılan silahlara bağlı olduğu ve ticaretin devrimden çok uyuşmalar ve benzeşmelerle sonuçlanacağı, soft drinksler aracılığıyla verilen kavga örneğinde olduğu gibi, daha makul bir olasılıktır. Alanının devi olan Coca-Cola'nın bütün grafik tasarımını kopyalamış, İslam'a uygun gazlı içecek üreticisi Mecca-Cola'nın öyküsü bu tespiti teyit eder niteliktedir. "Kokakolanizasyon" terimiyle karşı çıkılan bir sürece verilen dinsel yönelimli bu cevapta, sürece karşı çıknaların farkında olmadan karşı çıktıkları şeyin mantığını içselleştirdiklerini saptamak ilginçtir: Şöyle ki; "materyalist kapitalizmin en vahşisi" olarak değerlendirilen Coca-Cola'ya yine sodalı gazlı içecekler üzerinden ticari bir mantıkla savaş açmak, İranlı Zamzam-Cola ve diğer islami kola üreticilerinin yaptığı gibi, esasında rakibin meta yönelimli mantık, ilkeler, araçlar ve düşselini kabullenmek anlamına gelir. Karın bir kısmı Filistin'e yardıma gitse de bu böyledir.

Piyasa İslamı, Patrick Haenni (Sayfa 74 - heretik)Piyasa İslamı, Patrick Haenni (Sayfa 74 - heretik)
Seyid Ahmet GÜLTEKİN, bir alıntı ekledi.
17 Nis 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Türkiye’de Dini/Manevi Değer/Kavramların Ticari/Siyasi Kullanımı
Yetmişli yıllardan itibaren köyden kente göçün hızlanmasına paralel olarak şehirlerde Menderes-Demirel’in temsil ettiği muhafazakâr/dindar politik görüşün alternatifi olarak daha siyasi ‘İslamcı’ bir politik hareket gelişti. Bu politik hareket doğal olarak şehirlerde esnaf/işadamı kesiminde de kendine taraftarlar edindi. Bu insanlar muhtemelen bir yandan kendi ideolojilerinin propagandasını yapmak, bir yandan da mütedeyyin insanları ‘müşteri’ edinmek için İslam dini/düşüncesinin önemli kavramlarını şirketlerine, işyerlerine ve ürünlerine isim/marka olarak vermeye başladılar. Bu furyadan Allah ve Peygamber dışında bütün önemli İslami/dini kavramlar nasibini aldı: İslam, şeriat, tevhid, Tekbir, ihlas, Mekke-Medine, hicret, miraç, cihad, zemzem, hicab, tesettür, iffet... vs. İslam (Kitabevi, Cenaze işleri), Tevhid (Kitabevi...), Tekbir (Giyim), İhlas (Holding), Medine (Turizm Şirketi), Medine (Hurmaları) Hicret (Giyim, Kitabevi), Miraç (Asansörleri), Cihad (Köfte salonu), Zemzem, Mekke (Kola), Hicab, Tesettür, İffet (Giyim), Şeriat (Mayo, Haşema)... Bunlardan biri üzerinde biraz durmak istiyoruz: “Tekbir Giyim”. Tekbir, bilindiği gibi İslam’ın temeli olan ‘tevhid’in parolasıdır: “Allahu ekber” Kanaatimce bu kavramın bir tekstil (giyim) şirketine isim/marka yapılması, İslam dinine ve onun temel inanç ilkesi olan Allah’a yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Bir yönüyle bana tevhid’ e şirk koşulmuş gibi gelmektedir. Artık “tekbir” dendiği zaman aklımıza sadece “Allahu ekber” gelmiyor aynı zamanda “Tekbir Giyim” ve onun defilelerde istihdam ettiği güzel manken yüzleri ve desenli eşarplar geliyor. Biraz önce Allah ve Peygamberin bu istismar çarkının dışında kaldığını söylemiştir. Aslında bu fütursuzluk, Allahın ismini de kullanmadan kaçınmadı. Bir holding ortaklarına ve mudilerine dağıtmak üzere hazırlamış olduğu dosyanın iç kapağına “En büyük ortağımız Allah’tır” diye yazmaktan çekinmedi. Holding kısa sürede bir sürü yolsuzluk ve dümenle iflas edince, (haşa) en büyük ortak da bir anlamda iflas etmiş oldu.
Benzer bir istismar çarkı bugünlerde küresel düzlemde ve Türkiye’de İslamcılığa ve fundamentalizme panzehir olarak Mevlânâ ve Mesnevi üzerinden yürütülmektedir. Budizme benzer, kemiksiz, kılçıksız, kuralsız, (Şeriatsız) hatta ‘Allah’sız (vahdet-i vücut) alternatif, ‘light’ bir İslam üretilmeye çalışılmaktadır. Türkiye ise vaktiyle Necip Fazıl’ın dediği gibi, Mevlânâ’yı “Turist terliğine” çevirmeye çalışmaktadır. Terlik olmasa da, turistlere yönelik ‘Sema’ gösterileri ve Mevlânâ takıları piyasa yapmaya devam ediyor. Bu profesyonel kreasyonlar karşısında Konyalı küçük esnafın üretmiş olduğu “Mevlânâ şekerleri” ve “Mevlânâ pidesi” artık masum kalmaktadır. İlhami GÜLER

Ahir Zaman İlmihali, M. Hayri Kırbaşoğlu (Sayfa 186 - Yayınevi 21)Ahir Zaman İlmihali, M. Hayri Kırbaşoğlu (Sayfa 186 - Yayınevi 21)
ramazan k., Piyasa İslamı'ı inceledi.
11 May 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · 9/10 puan

Üç büyük İslam coğrafyasında (Arap, Türk ve Güneydoğu Asya) eş zamanlı ancak birbirinden bağımsız olarak gelişen İslam'ın radikal ve devlet odaklı yorumlarına karşı birey ve piyasa odaklı yorumunun yükselişini anlatan enfes bir kitap. Kitap 2005 gibi analiz için erken bir tarihte yazılmış ama süreci o tarihten okuduğu ortada. Kitapla ilgili blog yazımı okuma isteyenler için linkini veriyorum:
https://karakugublog.wordpress.com/...lami-patrick-haenni/

ramazan k., bir alıntı ekledi.
09 May 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Müslüman dünyanın bütününde genel eğilim İslami hareketlerin piyasa mantığını benimsemeleri ve hayır işleri yönelimli devletçilik karşıtı politikalar izlemeleri yönündedir. O halde, Mawdudi, Sayyed Qutb veya Mustafa al-Sıbai gibi İslamcı ideologların çok beklediği ve arzuladığı kapitalist dünyayla hesaplaşmanın yerine, piyasa ekonomisi dahilinde kazanan ve kazandıran İslam kartını oynamak ve modern ekonomileri dinselle eklemleme gayesinde olan küresel new traditionalism akıntısı içerisinde konumlamak çok daha makul olacaktır.
O halde geriye Piyasa İslamcılarının farklılıklarını ortaya koyabilecekleri bir dünya görüşü bulmak kalmıştır. Söz konusu olan hem modern olmak hem de Aydınlanma değerlerini hiç devreye sokmadan dinseli yeniden yorumlayabilmektir. Piyasa İslamı’nın düşsel pusulası bu noktada muhafazakar Amerika’yı göstermektedir.

Piyasa İslamı, Patrick Haenni (Sayfa 115 - Heretik)Piyasa İslamı, Patrick Haenni (Sayfa 115 - Heretik)