Hakikate Giden Yol, Hakikatin Bilimi:
Hakikate Giden Yol, Hakikatin Bilimi: Sonsuzluğun Felsefesi, Polialektik Bütünlük, Polialektik Bilim Cevat ORHAN Giriş: Durağanlıktan Dinamizme Bir Yolculuk İnsanlık tarihi, hakikati arayışın bir hikayesidir. Bu arayış, çoğu zaman dogmalar, sınırlı benzetmeler ve tek boyutlu düşünce kalıpları tarafından kısıtlanmıştır. Geleneksel yaklaşımlar, evreni basit benzetmelerle açıklamaya çalışırken, varoluşun karmaşık ve derin doğasını göz ardı etmiştir. "Polialektik" kelimesi, "poli" (çok) ve "diyalektik" (karşılıklı konuşma, zıtlıkların çatışması) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Geleneksel diyalektik iki zıt fikrin (tez ve antitez) bir senteze ulaşmasını hedeflerken, polialektik çok daha fazlasını ifade eder. Bu kavram, birden fazla diyalektik sürecin aynı anda ve iç içe işlediği karmaşık bir yapıyı tanımlar. Dolayısıyla, polialektik bir yaklaşım, tek bir doğruya ulaşmak yerine, birçok farklı bakış açısının ve zıtlığın bir arada var olduğu dinamik bir bütünlüğü anlamayı amaçlar. Bu makale, hakikati durağan bir varış noktası olarak değil, sürekli bir yolculuk olarak ele alan bir felsefi sistemi sunmaktadır. Bu sistem, Sonsuzluğun Felsefesi, Polialektik Bütünlük ve Polialektik Bilim kavramları üzerine kuruludur. Evrenin dinamik, çok katmanlı ve zıtlıkları barındıran yapısını anlamak için yeni bir çerçeve sunarak, hakikate giden yolun, aynı zamanda hakikatin bilimi olduğunu ortaya koyar. 1. Sonsuzluğun Felsefesi: Nicelikten Öte Varoluşsal Bir Durum ve Mutlak Akış Geleneksel düşünce, sonsuzluğu niceliksel bir büyüklük olarak, yani asla bitmeyen bir sayı dizisi gibi algılar. Oysa Sonsuzluğun Felsefesi, sonsuzluğu varoluşsal bir durum olarak tanımlar. Bu durum, varlığın ve yokluğun, bilincin ve bilinçsizliğin ötesinde, her şeyin potansiyelinin ve programının bulunduğu Mutlak
"Aptal bir yaratık sizi sebepsiz yere, hiçbir çıkarı olmadan, hiçbir plan ya da program yapmadan ve en olmadık zaman ve yerlerde taciz edecektir. Aptal yaratığın ne zaman, nasıl ve neden saldıracağını bilmenin hiçbir mantıklı yolu yoktur. Aptal bir bireyle karşı karşıya kaldığınızda tamamen onun insafına kalırsınız."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
kendime not
Uyanış vakti ne zaman gelecek! Uyan artık uyan ve tamamlan. Yüreğini tazele, hayata bakış açını değiştir. Bir program yap ama unutma! Allah plan yapanların en hayırlısıdır. İnşallah de her zaman. İşlerini Allah'a bırak. Plana uymaya çalış. Sakin sabit kalma. Peygamber öğretisi: "İki günü birbirine eşit olan ziyandadır." Her zaman yeni bir şey ekle. Korkma yapamam başarısız olurum diye. Unutma hiçbir zaman başarısız olmazsın. Emeğinin mükafatını bir şekilde alırsın, bunlara takılma. Yaptıklarına bak. İçini besle, aklını besle, tazelen, yenilen ve yeniden. Her şey mükemmel olmak zorunda değil. Bunu sakın unutma. "BİZ İNSANIN KADERİNİ KENDİ ÇABASINA BAĞLI KILDIK." İsra Suresi 13. Ayet "Elbette işin sonu senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır. Rabbin sana mutlaka lütuflarda bulunacak, sen de memnun olacaksın." Öyle... "Rabbinin lütuflarını şükranla an." 93:4-5 , 93:11
1000Kitap
us | 2025 | 6/9 | o
emretimur.com/2025/07/us-2025... Us Emre Timur bu kitaplardaki minik başlıklardan dev ansiklopediler çıkar aslında. kitabın gayesi de meseleyi baştan sona tastamam ele almak değil, bir çırpıda çözmek de değil; başlıkları koymak. şimdi gireceğimiz konu da öyle. yani buraya sadece özetin başlığının kokusunu üfleyip geçtim. duruşumu anlatmak istedim. evren, yaşam, varlık… tüm bu olan bitenleri bir var edici varsayıyoruz. buraya kadar tamam. işte mesele onun sıfatlarını tartışmakla başlıyor. o nasıldır? soru bu. efenim, bilinci, adaleti, gayesi olmayan bir var edici enerji… ya da kitaplar göndermiş ve insanlar için cennet ve cehennem hazırlamış bir var edici. bu ikisi arasında çok renk var. önce şu “tanrı” kelimesini hâlledelim. sonra da iki konuya gireceğim sırasıyla: ateizm ve kader. “allah tanrı’nın belasını versin.” demiş necip fazıl. kitaplarında da muhtelif kereler nefretli yaklaşmıştır mevzuya. bunun asıl sebebi türkçe ezan travmamız. “allahuekber” cümlesini birebir türkçeye çevirmek isteyen şunu demeli: “allah uludur.” oysa türkçe ezan döneminde bu “tanrı uludur” olarak yapıldı ve bence kriz de oradan geliyor. yoksa kimsenin o güzelim tanrı kelimesi ile bir alıp veremediği olmamalı. aslında eski türk filmlerinde filan çok da soğuk gelmez “tanrı” kelimesi ama bilhassa yakın dönemde sanki bir çeşit hakaretmiş gibi nefretle karşılanıyor. oysa bir nevi edep tavrıdır, allah’ı kastetmeden ilah demenin türkçe yoludur. “allah” islam’ın tarif ettiği ilahın sıfatıdır. doğmadı, doğrulmadı, duyar, görür, bilir, ezelidir, tektir gibi tanımlarıyla da sabittir. uluhiyetten gelir. bazı iyi niyetli safdiller de “tanrı” gördükleri her yeri “allah” diye çevirirler ve bir bakarsınız, ne kadar filozof varsa allah allah diyerek gitmiş. pascal’ın ağzından
Felsefe
İnsan olup da hala hayvanlığı bırakmayanları anlatıyor
Okuduğum bir kitapta insan beyninin 3 aşamalı olduğu yazıyordu. 1. Sürüngen beyin 2. Memeli Beyin 3. İnsan beyni 1. Vur- Kaç eylemleriyle sınırlılar. Bilinçleri yok. Sadece hayatta kalma içgüdüleri var. Bencillik ve ilkellik denilebilir. 2. Duygu, düşünce, sosyalleşme kısmının olduğu yer. 3. Planlama, mantık, problem çözme, soyut ve yaratıcı düşünme gibi ileri düzey zihinsel süreçler burada yer alıyor. İnsanları beynin sapında yani o sürüngenlerde de olan beyin türünde tutmak istiyorlar. Dedim ya robot gibi. Yani kendi aklı yok ama beyni olanlar tarafından kolayca yönetilebilir. (Hayvan) Memeli kısımda duygular tanınıyor: öfke, nefret, mutluluk, bağlanma var. (Hayvanımsı -Memeli durumu yalnızca insanlara özgü değil.) Çözümcülük, plan, program, mantık vs. olunca insanı sürüye dahil etmek zor olur. Çünkü birincisi kendi aklı var, ikincisi aklı olanın kendi doğruları da olur ve de aklı olan başka akla danışsa da kendini sürüngenler gibi tamamen bırakmaz. Kendi olmak ister, birey olmak ister: sürüye dahil olmak için başkalaşımı istemez. (İnsan) Ve sürüngenler tehdit unsuru olmaz ama insan seviyesindekiler tehdit olarak algılanır. Dedik ya çözümcü ve mantıkçı. Tehdit algılıyorsa çözer ve de kurtulabilir. Bizim günümüzde koyun- kuzu dediklerimiz sürüngen beynini temsil ediyor çünkü sürüleşme onlarda var: kendi akılları yok, ortak akılları var. Akıl olan insanı yok edersek tek başlarına hiçler.
Bilim
us | 2025 | 3/9
emretimur.com/2025/07/us-2025... us hepimizin bitimsiz çelişkisi işte… mağarada us ve teori, agorada sezgi, telaş, hız, praxis… sonsuz döngümüz bu değil mi? bu döngüyü kendince kıran bir adamın hikayesini dinlediniz. şimdi biz us’u konuşalım. bakalım talip’in ilk aydınlanmasında sarıldığı, ikinci aydınlanmasında terk ettiği us, ne menem şeymiş… “us” kelimesini “akıl” kelimesi ile yakın bir anlamda kullanıyorum. farklarını konuşuruz lâkin birisine “zeki” demekle “akıllı” demek arasında çok bariz bir fark vardır. bazı erkek çocukları vardır. zehir gibi bir zekâya sahiptir. matematik çözerler, teknik bilirler, mantık oyunlarında iyidirler fakat nerede ne konuşacaklarını bilmezler. saçma sapan hayat planları yaparlar ve ölçülükten uzaktırlar. yani akıldan uzaktırlar. erkek çocuğu örneğini bilerek verdim çünkü zekâ, iki cinsiyette yakın hızda gelişirken akıl gelişimi farkında uçurum olur. yirmi yaşında bir oğlan çocuğu saftirikçe dolaşırken ağzından köpükler fışkırtarak, beş yaşında kız çocuğu bıcır bıcır konuşur ve her şeyin farkındadır. iki cins arasında kabaca on yıllık bir akıl gelişimi farkı vardır. rahatlıkla söylerim ki ortalamada yirmilik kız, otuzluk erkekten akıllıdır. aklın üç adet bileşeni var. bu şablon bana ait ve parçaları ayrı ayrı izah edeceğim. ilki zekâdır ve mantık açıklarını bulmaya yarar. zekâ kurucu değil, çürütücüdür. paradoks, çelişki, aporia, tutarsızlık, çıkmaz tespit etmeye yarar. mantığın ana ilkeleri ile çalışır. mantık, aritmetik, geometri, satranç, yazılım, fizik ve mühendislik zekâ ile yapılır. o yüzden diyebiliriz ki bilim adamında en çok olan şeydir. ergenlik sonlarına kadar gelişimi sürer. daima da itibarlı olmuştur. kurnazlık zekâ ile olur ve aklın bilgisayarlar ile taklit edilebilen tek parçasıdır. o yüzden denebilir ki
Felsefe