Öncelikle biraz yazar ve eserin öneminden kısa bir şekilde bahsedeyim. Yazarın 'Küçük Şeyler' kitabı biliyoruz ki edebiyatımızda batı hikayeciliğine benzer olarak kabul görmüş ilk öykü kitabı. Bu kitabı Sergüzeşt de yazarın yazmış olduğu ilk ve tek roman. Kendisi, Tanzimat dönemi yenilikçi edebiyatın öncülerinden biri sayılıyor. Batı hikayeciliğine örnek almasından bunu çıkarabiliriz.
Kitabın başlarında o dönemde yaygın olan insan ticaretinin izlerini görüyoruz. Öncelikle Batum'dan esirlerin ,onların tabiriyle halayıkların, getirilmesiyle ilgili bir giriş karşılıyor bizi. Yaşlarına bakılmaksızın satın alınmış kızlar...
Getirilmiş 3 kızın içinde cılız kalmış, yaşı da kendi gibi bir Çerkez kız var. Bu kız, önceleri memuriyette yer almış ama sonrasında görevinden alınmış bir memurun evinde halayık olarak görev yapmaya başlıyor. Yaşının küçüklüğüne bakılmaksızın gördüğü eleştiriler ve zulüm içimi cayır cayır yaktı. O yaşlarda yaşıtlarıyla oynaması gerekirken küçük kız,Dilber, su taşıyıp belirli işleri yapmakla görevliydi. Daha sonra bu evden kaçmaya çalışan Dilber kaçmayı ne kadar başarsa da kürkçü dükkanına geri dönmek zorunda kaldı. Belirli nedenlerle onu halayık alan aile onu geri köle ticareti yapan birine sattı. Oradan da başka bir aileye halayık olarak satıldı. Orada ona ilk gittiği aile gibi eziyet eden uğraşan yoktu ama içinde o korku, travmalar hâlâ vardı. Bunları aşmaya çabalarken kendini daha da dibe batıracak bir duyguya esir düştü oysaki ona kitapta geçen gibi sadece gözyaşları özgürlüğü hatırlatılırdı. Gencecik yaşında bu yaşadıkları oldukça ağırdı. Hanımının oğluna meftun olmuştu. Karşılıksız olmayan bu münasebetler hanımının kulağına gittiğinde adeta duygularını zincirlere vurmak için sürülmüştü. Ikisi de harap oldu. Perperisan hâlde birbirlerini