''...Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?''
İkisi birbirlerinin kollarına atılarak, her seferinde birbirlerine ne ölçüde ihtiyaç duyduklarından emin olmuşlar. İkisi de başka bir karşı cinse ilgi duymamış. Ayrı düştüklerinde bile, ikisinin arasında bir başkasının gelip girebileceği bir boşluk olmamış.
Oğlan mektubunda "Bu şekilde ayrı kalmamız da, belki faydalı olur" demiş. "Ayrı kalırsak, birbirimize ne ölçüde değer verdiğimizi, ne ölçüde gereksinim duyduğumuzu daha iyi anlamış oluruz." Fakat kız öyle düşünmüyormuş. Ona göre, ikisinin arasindaki ilişki öyle gerçekmiş ki özel olarak denenmesine gerek yokmuş. Ayrıca milyonda bir görülen bir bağa sahip olduklarına, en baştan itibaren ayrılması imkansız bir bütün olduklarına inanıyormuş.
Birini bitirmeden daha ileridekini aklına bile getirmeyeceksin. Öyle yapanların bastığı yer sallanmaya başlar, yuvarlanıp giderler. Elbette, yalnızca ayak ucundaki bir ayrıntıya da takılıp kalmayacaksın. İleriye doğru dürüst bakmazsan bir şeylere çarpıp tökezleyebilirsin. O yüzden, biraz ilerisine de bakarak, aşamaları düzenli olarak izlemen yeterli olur. Bu çok önemlidir. Hangi şartlar altında olursa olsun.