Gerçek bir hekim olan Franz-Joseph Gall (1758-1828 çağdasları gibi doğayı gözlemler. Çok pragmatik saptamalardan hareketle -bellekleri güçlü olan okul arkadaşlarından hepsinin iri iri, patlak gözleri olduğunu fark etmiștir- tıpta egemen olan anatomik yer belirleme yöntemine uygun olarak, eğilimlerle yeteneklerin yerlerinin saptanması konusunda kafatası incelemesini bir sisteme oturtur. Gall, Post mortem (ölüm sonrası) elle muayene ve otopsi yoluyla, beyinde yirmi yedi işlevsel alan saptar, bunlardan on dokuzuna insanda da, hayvanda da rastlanmaktadır. Ardından kafatasında görünen oyuklarla kabartıların onlara denk düşen alanın ne kadar önemli olduğunu, dolayısıyla da bireyin ilgili işlevi geliştirmeye ne kadar elverişli olduğunu yansıttığını düşünür.
Çünkü acının bile içinde sanılandan çok kendini beğenmişlik ve itiraf edilenden çok şehvet vardır. Bizi tecrit eden yas, bizi hantallaşmak zorunda bırakarak, sonunda yeniden yükümlülük altına alır: O zaman herkese benzeriz ve herkesin dengi oluruz, herkesle birlikte kayıp kitleyi oluştururuz, arzunun, kaygının, sevgi ve nefretin, yanılsama oyuncaklarının ve olumsallık kölelerinin dokuduğu ağlara kapılır kalırız. Aslında ben zinciri kırdım, Sayın Anne bunu biliyordu, bu özgürlüğün ilk öğelerini bana o sağladı, bunlar beni sırası geldiğinde onun anısından da kurtaracaklar.
Onları asla görmeyeceğiz ve bu yüzden onları seviyoruz, hiçlik sevginin bedelidir ve hiçliğin tacı sevgidir, böyle olması da iyidir, zaman ve şahıs çakışıyor, sevgi ve hiçlik birbirine denk, bu konuda bizi aldatanlara mulagatacı diyorum. Rıza okulu, büyüklüğün müjdecisi ve ezeli yaşam bizim bu dünyada -asla başka yerlerde değil- yer aldığımız yaşamdır, biz yoksak başka yer de yoktur. işte, öğretilmesi gereken, işte öğrenmeyi hak ettiğimiz şey bu! Ve işte yine de bizden esirgenen ve hatta inanmamızın bile yasaklandığı şey bu!
Sayın Anne kadınları tanıyordu, bana onların zaaflarını öğretti, çevirdikleri dolaplar hakkında beni bilgilendirdi, benim yanılsamalarımı dağıttı, ona yine teşekkür borçluyum, benim gözümü açmak için kendini bile küçük düşürdü, acımasız yöntemi beni soğukluğum, ağırkanlılığım içinde sertleştirdi. Bana mutluluk aramamayı öğütledi ve bütün mutsuzlukların kaynağının aramak olduğuna beni ikna etti, pek de haksız olmadığını düşünüyorum, en ufak sarhoşluk bile bir yükümlülüktür ve reddedilmek asla cezalandırılmak olmaz. Sayın Anne, bilgeliğinize şükürler olsun! Beni soğuttunuz, bana yapılacak en büyük hizmet buydu.