8/10
·336 syf.··
2026 4. kitabı
‎Geleneksel gölge oyununun o puslu perdesi, bu kez taze bir kanla ıslanıyor. Muhammed Ali Aksoy, Gölge Oyunu’nda maktulün son nefesini katilin kalemine mürekkep yapıyor. ‎ ‎Kitabı bitirdiğimde zihnimde yankılanan tek bir soru vardı: İpler kimin elinde? ‎ ‎Bu eser, sıradan bir polisiyenin çok ötesinde; cinayeti yedi perdelik bir sahne performansına dönüştüren, kanla şiir yazan bir zihnin dehlizlerine davet ediyor bizi. Katilin en ürpertici yanı ise maktulü sadece öldürmekle kalmayıp, onun sesiyle konuşması... Kurbanına adeta, "Senin hikâyeni bile benden daha iyi kimse anlatamaz," mesajını veriyor. Bu, edebiyatın en karanlık sularından biri: Empatik Bir İnfaz. ‎ ‎Katil kurbanını öldürmekle yetinmiyor; onun ruhunu, kelimelerini ve hatırasını da kamulaştırıyor. Artık maktul bir özne değil; katilin zihnindeki karanlık senaryoyu tamamlayan dilsiz bir oyuncu... Divan edebiyatının o ağır ve büyülü havası, cinayet mahallindeki tiyatro tozuyla birleşince ortaya tam bir "post-mortem ventrilokluk" şöleni çıkıyor. Bu yöntemi seçmesi sadece bir gizlenme çabası değil; maktul üzerinde kurduğu mutlak hâkimiyetin de en somut göstergesi. Metindeki arkaik dil ve motifler hikâyeye zamansız bir tekinsizlik katarken, okuyucu sadece bir suçluyu değil, estetik bir deliliği takip ediyor. ‎ ‎Karşımızda "entelektüel bir canavar" var. Cinayeti bir yok etme eylemi değil, bir yaratım süreci olarak görüyor; kanı mürekkep, sahneyi tuval, cesedi ise bir sanat objesi olarak kullanıyor. Özgün bir perspektifle ele alacak olursak; karşımızda sadece bir polisiye değil, "varlığın ve yokluğun estetik savaşı" duruyor. Psikolojik derinliği, felsefi altyapısı ve barındırdığı varoluşsal sancılarla oldukça etkileyici bir eser. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. ‎ ‎Peki, sizce bir cinayet ne kadar estetik olabilir?
Edebiyat
Gölge OyunuMuhammed Ali Aksoy · Feniks Kitap · 202524 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 28. kitabı
Hıdırellez, tek bir bedende üç farklı hayatı (ve ölümü) yaşayan Aslan Bayramoviç’in fantastik olduğu kadar trajikomik hikayesini odağına alır. Anlatı, 20. yüzyıl başlarında Yugoslavya’nın bir Roman köyünde başlar. Bu kısımda Roman kültürünün eğlencesi, müziği ve gelenekleriyle dantel gibi işlenmiş bir çocukluk ve gençlik anlatılır. Ancak II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile yıkım da başlar. Ardından gelişen olaylarda Aslan karakteri, reenkarnasyon ile başka yüzyıla ışınlanır (ya da doğar). Her ölümün ardından Aslan, farklı sosyal statü ve coğrafyada bulur kendini. Eser, Roman kültüründeki "bugünü yaşama" ve "kadere razı olma” temalarında girift yaparken fantastik anlatı, reenkarne yaşam, büyü, toplama kampları, fallar da olaylara dahil olur. Kendi ölümünü okuruna anlatmasıyla başlayan metin, modern insanın “ben kimim?” sorusunun yansımasıdır. Elbette bu süreçte Yugoslavya’nın haritalardan silinmesi, değişen baskıcı rejim ve etnik ayrımın bireyler üzerindeki etkisi de göz önüne serilir. “Hıdırellez” metaforu, post-mortem anlatı ile başlayıp savaşları, göçleri, toplumsal ve siyasi değişimleri fon olarak kullanmasıyla da oldukça cezbedici bir “Kara Komedi” olup zamanın doğrusal değil, döngüsel bir aktarımıdır. Velibor Çoliç, hüzün ve absürtlüğü iç içe geçirerek yaşanan trajediyi ironik bir boyuta taşımayı ustalıkla başarmış.
HıdırellezVelibor Çoliç · Livera Yayınevi · 202295 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu bir sözlük değildir
8/10
·210 syf.·
2026 9. kitabı
Malafa: Kuyumcular tarafından kullanılan, yüzük ve bileziklerin çapını ölçmek, onları düzeltmek ya da genişletmek için kullanılan alet. Bu alet, örs vazifesi gören ve demirden üretilmiş konik bir çubuktur. Tezgah: Aslında hayattır. Dünyadır. Hatta üzerinde yaşamayı becerebilirsek bir gün, evrendeki yaşanabilir başkaca gezegenlerdir. Zira insan nereye giderse gitsin, tezgah kurmak, birbirini kazıklamak, kandırmak, sırtından geçinmek dürtüsünü de beraberinde getirecektir. Sizi belki de sadece bir ölü, tezgaha getirmez. Tezgahı ölmeden evvel kurduysa o başka tabii... Yaşayanlarsa tezgah durdukça, kah dilini, kah dişiliğini, kah kıvrak zekasını, kah bedenini, zorda kalırsa kaba kuvvetini, hatta ve hatta ekmeğini yediği tezgahını dahi satmaya devam edecektir. Bu böyledir... Tezgahtar: Yazarın da söylediği gibi, insanlıkla birlikte ortaya çıkan ilk iki meslekten biri. Tezgahtar için her şey bir metadır. Yeri geldiğinde kendisi bile. Hatta elindeki metayı satmak için kendini dahi sattığı olmuştur. Olur da, normaldir, işin raconunda bu vardır. O yüzdendir ki, kendini dahi satabilen birinin, gün gelip sizi de satmasını yadırgamamalısınız. Satış için her şey mübahtır. Kılıktan kılığa girer, olmadığın kişileri, yaşamadığın hayatları yaşarsın. Bazen görüp duyduklarındır sattığın hayatlar, bazense tezgaha getirdiklerinin hayatlarından koparıp aldıkların. Onları güzelce harmanlamak, soslamak, hafif ateşte kıvama getirmek ve önündeki, sıradaki malzemene sunmak, senin maharetine kalmıştır. Sonrasında zaten unutup gideceksin. Yemeği de yedikten sonra posasını tuvalete bırakıyorsun sonuçta. Sana kalanlarsa başka bir mevzu... Turizm: Can pazarı. Paranın döndüğü her yerde canın ortaya konduğu aşikardır fakat turizmde, ölürken yüzünüzde hafif bir tebessüm, vücudunuzda, güneşin kavurduğu
Edebiyat
MalafaHakan Günday · Doğan Kitap · 20175,6bin okunma
Sayın Anne
Puan vermedi·111 syf.··
2026 5. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 21:23
Annesinin ölümü üzerine yazılmış kısa, otobiyografik nefret-sevgi metni. “Sayın Anne” hem doğuran hem hadım eden figür. Yalın, keskin, paradoksal; nihilist Caraco’nun en kişisel ve lirik eseri. Okurken hem itiyor hem büyülüyor. Anne’ye tapınma ile iğrenme arasında gidip gelen yıkıcı bir yas-intikam metni.
Post MortemAlbert Caraco · Versus Kitap Yayınları · 2008750 okunma
6/10
·111 syf.··
2025 41. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2025 21:07
albert caraco annesinin ölümünden sonra hayata dair bakis acisini degistirmis gibi duruyor. yas tutmadigini soylese de annesinin ölümü onu etkilemis. en baslarda annesini sevmedigini, onu bazi seyler (ki sonradan tesekkur ettikleriyle de ayni seyler bu) icin sucladigini soyluyor. ama sayfalar devam ettikce, annesinin sevdigi ozelliklerinden daha cok bahsetmeye basliyor. baslarda mesela, annesinin batil inancli olusundan yakiniyor ama sonradan annesinin ölümüne yakin donemde bu inanclardan kurtuldugunu, melankolinin onu hic gozukmedigi kadar guzel yaptigini soyluyor. annesi hakkinda begenmedigi pek nokta yok aslinda. kadinlarla arasinda bir iliski gelistirememesi icin annesini hem sucluyor hem de ona tesekkur ediyor. cunku annesi ona hep kadinlari kotulemis anlasilan, kendisi de bazi yanlarini gostermis ve bu onu tiksindiren yanlari oglan tum kadinlara atfettigi icin kadinlardan hep uzak durmus. aslen anti-feminist bir durusu yok, erkeklerin kadinlara dunyayi cehennem ettiginin farkinda ve bunu surekli soyluyor ama kadinlar hakkinda bir fikri de yok yazarin. onlari sadece annesi uzerinden tanimliyor kafasinda sadece. bazi yerlerde ise dediklerinin anlamlari karisik, mesela bir yerde kadinlarin basarili denilebilecek bir sanatsal eser cikarmasinin oldukca nadir oldugundan bahsediyor, ama bundan onceki sayfada da kadinlarin erkeklerin koydugu yasalar yuzunden nasil kurban konumunda yasadiklarindan da bahsediyor. eger boyle bir zihniyeti varsa kadinlarin eser cikaramamasinin asil sebebinin erkeklerin engel olusu oldugunu savunmaz mi? bunu acikca belirtmemis. soyle bir kisim var: "Kadınlar bizim düşmanımız, anneler de bu üzücü kuralın istisnası değiller, anneler bizi kadınlardan kurtarmaya yarıyor, eserler bizi annelerden kurtar­maya yarıyor, eserler Tin'in evlatlarıdır,
Post MortemAlbert Caraco · Versus Kitap Yayınları · 2008750 okunma
8/10
·111 syf.··
2024 81. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2024 00:26
POST-MORTEM (ÖLÜM SONRASI) Türkiye'de yaşayan Sefarad bir ailenin oğlu olan Albert Caraco 1919 yılında İstanbul'da doğdu. Yıllar boyunca intihar etmek istemiş ama ailesini üzmemek için bunu gerçekleştirmeyen yazar annesinin kaybı ve en son babasının da ölümünden sonra intihar etmiştir. En bilinen eseri olan Kaos'un Kutsal Kitabı'ndan sonra hemen Post-Mortem kitabını okudum. Kitap, yazarın biyografisi ve aynı zamanda akciğer kanserinden kaybettiği annesinin ölüm sürecini, anılarını, kadınlar ve cinsellik hakkındaki felsefelerini , hayatındaki anne figürünü anlattığı aforizmalardan oluşuyor. Yazar annesinden "Muhterem Valide", ve "Sayın Anne" olarak bahsediyor. Annesinin etkisinde kalmış, kadınlarla ve cinsellikle arasına mesafe koymuş Caraco. "Üzüntülerimden daha değerli olduğumu hissediyorum." Yazarı daha yakından tanımak isteyenlere kitabı tavsiye ediyorum. Kaos'un Kutsal Kitabı'nı ise muhakkak okuyun diyorum. İyi geceler...
Post MortemAlbert Caraco · Versus Kitap Yayınları · 2008750 okunma