Arabaya bindin, yalnızsın da. Açtın radyoyu. Ya da efkara daldın, açtın televizyonda bir müzik kanalını. Gerçi artık bunların çoğunu yapmaktansa o meşhur müzik uygulamalarından dinliyoruz şarkıları. Yine de her nerede çalarsa çalsın, güzel şarkılar ölümsüzdür bilirsin. Neyse... Bir şarkı başlıyor ki inceden, ruhuna nüfuz edecek sanırsın. Melodinin akışı bir yana, sözler başladığında, "yahu kim yazmış bu sözleri, nasıl bir kalemden çıkmış böylesi efsunlu cümleler" diye içinden geçiriyorsan... İşte orada Cemal Safi varmış. "-mış" diyorum, çünkü üstadın şiirlerini okurken, "bu şarkı da mı üstadın şiirlerinden süzülüp kulağımın pasını almış" dedim çok kez. Dile kolay, 150 civarında şiiri bestelenmiş. Ben de kitabı okurken, bestelendiğini bildiğim şiirlerinden mamul şarkıları yorum olarak ekledim alıntılarıma. Pek şiir insanı değilimdir (böyle diye diye kaç şiir okudum ben de bilmiyorum ama güzel şiirlere denk geldikçe de kendimi yalanlamaktan memnun oluyorum), belki de bu yüzden geç kalmışımdır Cemal Safi okumaya. Fakat "Safi" şiirden vücut bulmuş bir şairle hasbihal etmek, ziyadesiyle memnun etti beni. Temalar genellikle aşk ve ayrılık üzerine kurulu olsa da, yeri geldiğinde o sihirli dizelerini memleket ve tarih üzerine de sıralamış üstat. Dili kullanış, kelime dağarcığındaki zenginlik, çağrışımlar, metaforlar, ahenk... Daha neler neler sayılır da, haddim değil övgülerde bulunmak. Mest olduğumu başka nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Belki de üstat, söylenmesi gerekenleri öylesine güzel söyledi ki dizelerinde, bana da "sen kendini fazla yorma, keyfine varmaya bak" dedi bir yerde. Saygıyla bu çağrıya uyup sözüme son veriyorum ben de.
Haydn aşkla kalın...