Post Mortem

Post Mortem
@post_mortem
Bir hiç için bir sürü gürültü...
Bilmiyorum... bilemiyorum... hiç.
7/10
·248 syf.·
2024 22. kitabı
4 seneden fazla bir zaman olmuş görüşmeyeli Alper. Nasılsın? İyi misin? Hazırsan başlayalım. Başlangıçtan beri, kıyas yapması ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmem ama, önceki maceralarımızdaki tadı aradım Alper. Ama bu kitapta o tadı pek bulamadım doğrusu. Ne edelim, ne o eski mahalleler kaldı artık, ne de o eski oyunlar... Şimdi elimize taso da tutuştursalar, misket de yuvarlasak, aynı mahalleleri verseler ve takımları da kursak kıran kırana maçlar için, yine de o eski tadı alamayacağız. Sanırım seninle hikayemiz de böylesi bir etkiye maruz kaldı. Sağlık olsun. "Baki kalan bu kubbede, bir hoş sada imiş" demiş Baki. Hoş sadaları zihnimize nakşedelim biz de, olsun bitsin... Son yaşananlardan sonra, ailen seni bir psikoloğa götürmeye karar vermiş. Çok sıkıntı etme, sen onu da alt edersin. Belki bir kafa iznine çıkmak seni de rahatlatır değil mi? Tebdil-i mekanda ferahlık vardır derler. Dayının teklif ettiği bir yer vardı. Adı neydi? Hah! Kıyamet Park! Adı da bir şeyler vadediyor gibi ama... Hele bir gidin bakalım neler yaşanacak... Bu arada, değinmeden geçemeyeceğim. Ki geçmemem de lazım. Ya aradan geçen onca zamandan sonra ben hatırlayamadım ya da cidden bir kurgusal sapma var. Alper'in hayali oyun arkadaşları olduğunu ilk iki kitaptan zerre hatırlamıyorum. Özellikle incelemelerime de tekrar baktım, ki böylesi bir detay olsa illa ki incelemelerime eklerdim diye de düşündüm. Ama bulamadım bir şey. Diğer kitapları tekrar incelemeye de üşendim doğrusu. Hakan'ın, eskiden beridir bildiği bir şey olduğunu ifade etmesi (syf. 124), beni önceki kitaplarda da bu karakterlerin geçtiği konusunda bi kıllandırdı ama neyse. Hakan demişken, "Oğullar ve Rencide Ruhlar" kitabında bir mektupla bizi derinden üzen karakterimiz olan Hakan bu. Sevindik eski dostlara rast gelmekten ötürü.
Edebiyat
Kıyamet ParkAlper Canıgüz · Alfa Yayıncılık · 20213,070 okunma
Reklam
Ölü zamanlarda gezen edebi cümleler...
5/10
·140 syf.·
2024 20. kitabı
Şöyle veya böyle, bir şeyler okuyanların kaderidir yazmak. Ama erken ama geç, bundan kaçamaz bence hiçbir okur. Ya kendini en çok maruz bıraktığı yazara öykünür, ya da farklı kalemlerin üsluplarını kendi potasında eriterek bir tarz yaratma çabasına girer. Özgün olabilen varsa ne ala. Ben de bir zamanlar ama öyle ama böyle, kendimce bir şeyler karaladığım bir dönemde, ilk cümlelerimi, rüya ile gerçek arası bir evrede, birinin kulağıma fısıldadığını sandığım şekilde kurmuş, rüya alemine kaptırmadan alelacele bir yerlere kaydetmiştim. Peki bunları neden anlatıyorum? Çünkü bu öykü kitabında yazarımız da benim gibi, rüya alemi ile gerçek arasında yakaladığı, rüya mı gerçek mi belli olmayan, karmakarışık ama bir o kadar da edebi cümlelerinden öyküler üretmek istemiş sanki. Zaten Hasan Ali Toptaş kalemi ile barışamamış bir okur olan ben, bu sefer de şansımı romanlarından ziyade öykülerinde denemek istedim ve izlenimim üç aşağı beş yukarı bu yönde. Kitabın sonlarına doğru, "Yoklar Fısıltısı" kısmında yer alan birkaç öyküyü beğendim diyebilirim. Onun haricinde diğer öyküler, öykü kabilinden beğenilmekten çok, içerisindeki edebi cümleler sebebiyle beğenilecek türdendi.
Edebiyat
Ölü Zaman GezginleriHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20193,571 okunma
Dürüst kadınlar, entrikacı erkekler ve daha neler neler...
8/10
·160 syf.·
2024 19. kitabı
Kitabın konusunu, içeriğini, anlatımını vs vs. bir kenara bırakacak olursak, kitabın girişindeki şu "Othello Üzerine" başlıklı çevirmen kısmını kitabı bitirdikten sonra okuyun derim ben. Tamam, hikayeye dair güzel anekdotlar paylaşılmış, güzel bilgiler verilmiş ama "spoiler" var be kardeşim. Tamam, çoğu kişinin bildiği bir trajedi olabilir de, bırakın da bilmeyen de okurken keyif alsın. Sonu başından belli olan bir şeyi okumak, hikaye çok sağlam ve cezbedici de olsa, bir nebze keyif kaçırıcı oluyor. Naçizane fikrim. Haydn keyfi kaçmamış okumalar...
Tragedya-Tiyatro-Oyun
OthelloWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,8bin okunma
Köpek, uçmak istemiş, bir gün Tolkien'a gitmiş...
8/10
·184 syf.·
2024 17. kitabı
Kim der ki çok sevdiğiniz bir oyuncağınız kaybolup masal kahramanına dönüşecek, sizi fantastik diyarlarda gezdirip, maceradan maceraya atlatacak... Tolkien ile bu mümkün :) Kitabı okuyan okumayan birçok okur, kitabın çıkış hikayesine aşinadır zaten. Ben de kitabı bitirdikten sonra üzerinden zaman geçtiği için, bende bıraktığı etkilerden vs. çok, kitabın içeriği ile alakalı bilgiler yazıp geçmeyi tercih ediyorum bu seferlik. Tolkien Mirası serisinin beş kitabından biri bu kitap. Minik boyutu, boyutuna karşın ideal puntoda yazı tipi ile, okunmayı da taşınmayı da kolay hale getiriyor. Hele de kış gelirken, montunuzun cebine, çantanıza atıp diyar diyar gezebileceğiniz türden bir kitap ve seri diyebilirim. Ciltli oluşu ayrı güzel. Şömizdeki ve kapaktaki çizimler yazara ait. Bu da güzel bir detay bence. "Giriş" kısmında, kitabı hazırlayanların kaleme aldığı bir bölüm mevcut. Yaklaşık 23 sayfa kadar. Burada kitabın ortaya çıkış hikayesi ve hikayenin geçirdiği evreler, yazarın masalı şekillendirirken faydalandığı, esinlendiği yapıtlar vs. gibi anekdotlar aktarılmış. Son kısımda ise "Notlar" bölümünde, masalda geçen ve ayrıntısının veya kaynağının bilinmesi gereken yerler açıklanmış. Bence gayet de yerli yerinde bir hamle olmuş. Kitabı okuyup bitirmekten ziyade, referansların araştırılmasına kafa yormak isteyen okuyucular için iyi bir hareket. Göndermeler vs. havada kalmıyor böylelikle. Söyleyeceklerim bu kadar. Belki diğer incelemelerimin yanında, bu biraz kitap incelemesinden çok, ürün tanıtımı tadında oldu ama olsun. Sıcağı sıcağına inceleme yazamamanın verdiği falsolardan biri kabul ediyorum bunu da. Bir süre okurken çok içine giremedim bu fantastik evrenin. Bunda, okumaya vurulan sektelerin de payı büyük. Ama akıcılığa kaptırdığımda kendimi, gerçekten keyifle okuyup
Fantastik
RoverandomJ. R. R. Tolkien · İthaki Yayınları · 20172,962 okunma
Fazla edebiyat, kurguya hakarettir
5/10
·198 syf.·
2024 16. kitabı
Kitabın başında, "Çevirmenin Önsözü" kısmında okuduklarımızla nasıl da beklenti içerisine girmiştik halbuki. Gorki'nin yazara dair övgüleri, zamanla doğan fikir ayrılıkları, yazarın kendine has tarzı, Rus edebiyatına farklı bir soluk getirişi, Tolstoy'u bile zıvanadan çıkarışı, kendi deyişiyle "mavi kanlı dekadanlara göre adi bir gerçekçi, gerçekçiliğin varislerine göre ise rezil bir simgeci" bir kalem... Bütün bu oluşum ve gelişim süreci, temel hatlarıyla çevirmenin önsözünde yer almakta. Haliyle okuyucuyu da havaya sokmakta ama hikaye ilerledikçe (ya da ilerleyemedikçe) bu havanın dağıldığını söyleyebilirim kendi adıma. Kitabın ana teması şöyle: Şeytanın canı sıkılır, kendine milyarder bir beden bulup içine girer ve insanların arasına karışır. Tabii beden milyarder olunca, kıçında dolananı da az olmuyor haliyle. Fakat bütün bu olay akışı (ya da akamayışı) içerisinde, öyle aman aman aksiyon alamıyorsunuz. Kitabı gözümde öldüren de bu oldu doğrusu. Anlatım çok iyi, betimlemeler çok iyi, yazarın tespitleri ve aktarımı çok iyi... Gelgelelim olay akışına bakacak olduğumuzda akılda kalan neredeyse hiçbir şey yok. Biraz aşk, biraz da yolda ilk bulduğu insana sırtını yaslamaya dayalı şeytani (?!) bir yaklaşım, işte o kadar... Hal böyle olunca kitap boyunca okuduklarımız da, tiratlardan, içsel hesaplaşmalardan, durum tespitlerinden öteye geçemiyor. Bu tarz okumalardan hoşlanıyorsanız buyurun derim ben. Ama sakin kafayla, sindire sindire ;) Sadece dördüncü ve son bölümdeki yüzleşme kısmı biraz ilgi çekici geldi, o da pek ters köşe şeylere sahne olmasa da vasat kurgunun içerisinde "eh işte" dedirtti.
Edebiyat
Şeytan'ın GünlüğüLeonid Andreyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20214,822 okunma
Reklam