Kitabın başında, "Çevirmenin Önsözü" kısmında okuduklarımızla nasıl da beklenti içerisine girmiştik halbuki. Gorki'nin yazara dair övgüleri, zamanla doğan fikir ayrılıkları, yazarın kendine has tarzı, Rus edebiyatına farklı bir soluk getirişi, Tolstoy'u bile zıvanadan çıkarışı, kendi deyişiyle "mavi kanlı dekadanlara göre adi bir gerçekçi, gerçekçiliğin varislerine göre ise rezil bir simgeci" bir kalem... Bütün bu oluşum ve gelişim süreci, temel hatlarıyla çevirmenin önsözünde yer almakta. Haliyle okuyucuyu da havaya sokmakta ama hikaye ilerledikçe (ya da ilerleyemedikçe) bu havanın dağıldığını söyleyebilirim kendi adıma.
Kitabın ana teması şöyle: Şeytanın canı sıkılır, kendine milyarder bir beden bulup içine girer ve insanların arasına karışır. Tabii beden milyarder olunca, kıçında dolananı da az olmuyor haliyle. Fakat bütün bu olay akışı (ya da akamayışı) içerisinde, öyle aman aman aksiyon alamıyorsunuz. Kitabı gözümde öldüren de bu oldu doğrusu. Anlatım çok iyi, betimlemeler çok iyi, yazarın tespitleri ve aktarımı çok iyi... Gelgelelim olay akışına bakacak olduğumuzda akılda kalan neredeyse hiçbir şey yok. Biraz aşk, biraz da yolda ilk bulduğu insana sırtını yaslamaya dayalı şeytani (?!) bir yaklaşım, işte o kadar... Hal böyle olunca kitap boyunca okuduklarımız da, tiratlardan, içsel hesaplaşmalardan, durum tespitlerinden öteye geçemiyor. Bu tarz okumalardan hoşlanıyorsanız buyurun derim ben. Ama sakin kafayla, sindire sindire ;) Sadece dördüncü ve son bölümdeki yüzleşme kısmı biraz ilgi çekici geldi, o da pek ters köşe şeylere sahne olmasa da vasat kurgunun içerisinde "eh işte" dedirtti.