Bazı kitaplar vardır, beklentiyle dolu olarak başlar, beklentinizin karşılığını bulursunuz. Hatta belki de daha fazlasını. Bazıları beklentinizi karşılamaz, hüsrana uğratır. Bazı kitaplardan hiçbir beklentiniz yokken sizi şaşırtır, bazen de haklı çıkarsınız ister istemez, kitap gerçekten de vakit kaybından ibarettir. Bu kitap için söyleyebileceklerim ise, beklentiyle veya beklentisizlikle değil, böylesi bir konuyla temellenmesini beklemediğimle ilgiliydi daha çok. Muhteşem Gatsby, bu yaşıma kadar okumamış olsam dahi, adını duymadığım bir kitap değildi. Hatta Leonardo DiCaprio'nun başrolünde yer aldığı 2013 yapımı film uyarlaması da mevcut. Yalnız konunun böyle dönüp dolaşıp da "bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı"vari bir denkleme evrilmesi, beklediğim bir şey değildi ne yalan söyleyeyim. Ben daha çok, sefahat ikliminde geçen bir "Amerikan rüyası" dekorunun, kurgu boyunca devamlılık arz edeceğini beklemiştim, belki de yersiz bir biçimde. Fakat olay bir süre sonra Amerikan rüyasından uyandırıp, klasik Yeşilçam senaryolarına dönüşüverdi. Hatta araştırmadım ama iddia ediyorum, bizim sinema sektörü kesinlikle bu konudan ilham alarak film yapmıştır, bilenler varsa paylaşırsa sevinirim.
Her ne kadar konu, Gatsby'nin ve aşkının etrafında şekilleniyor olsa da hikayemizin anlatıcısı, yan komşusu olan Nick Carraway. Bizde genelde tam tersi olur ama burada Nick, batıdan kalkıp o meşhur rüyayı yaşamak için doğuya doğru yola koyulur, derme çatma bir eve taşınır, etrafında onca klas yer varken bu derme çatma yer nasıl kalmış da nereden bulmuş derseniz, muhtemelen ev sahibi, kat karşılığı anlaşma esnasında müteahhitten birkaç kat daha fazla koparabilmek için işi yokuşa sürüyor olabilir. Şaka şaka, Türk rüyası değil bu, American Dream... Kamon meeenn!!!... Neyse, eleman