Post Mortem

Post Mortem
@post_mortem
Bir hiç için bir sürü gürültü...
Bilsen bi türlü, bilmesen bi türlü...
8/10
·136 syf.·
2025 11. kitabı
Kundera... Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği gibi harika bir kitap vasıtasıyla gerçekleşen tanışıklığımızı, Bilmemek ile derinleştirmeye devam ettik ve bence çok da güzel bir okuma deneyimi oldu. Her ne kadar, kısa bir kitap için görece uzun bir zaman harcamış olsam da, bunu günlük hayatın getirdiği koşturmacalara ve koşturmacaların akabinde gelen yorgun saatlere bağlıyorum istemsizce. Yoksa kendimi her iyi ve de okumaya hazır hissettiğimde, anlatımın güzelliği ve değindiği konular, karakterlerdeki derinlik, cümlelerin mükemmelliği, beni kitaba her seferinde yeniden ısındırmayı bildi. Biliyorum, harika bir Kundera okuru değilim, bu ikinci kitabım, fakat nedendir bilinmez, her yıl gönlümden geçen Nobel Edebiyat Ödülü adayım Kundera olmuştur. Yazık ki bu hazzı tadamadan vefat etti. Sağlık olsun ne diyelim... Kitaba dair, belki de yaşadığım kopuşlardan kaynaklı gördüğüm sorunlardan en belirgini, karakterleri birbirlerine ve birbirleriyle olan ilişkilerine karıştırmam oldu. Bu yönüyle, sakin kafayla ve nispeten bir çırpıda okuyarak, daha güzel bir okuma deneyimi yaşayabilmenin mümkün olacağı kanaatindeyim. Bunun dışında, karakterlerin derinliği, ruh hallerinin, yaşantılarının, yaşanmışlıklarının, tıpkı puzzle'ın parçaları gibi birbirine geçerek benliklerini oluşturma durumunun yansıtılması çok iyiydi. Bir yere ait olmak, bir yere ait hissetmek, bir yeri terk etmek, geri döndüğünde, terk ettiğin yeri terk ettiğin haliyle bulamamak, aynı haliyle bulabilecek denli şanslı (ya da şanssız) olduğunda dahi, kendini aynı halinle bulamamak, nihayetinde bir kez bir yeri terk ettinse, sonrasında hiçbir yere ait olamamak... Bütün bu hisler kitapta öylesine güzel yansıtılıyor ki, okurken kendini mülteci gibi hissetmemek mümkün değil sanırım. Eğer ki insan, yaşadıklarından ibaretse, yaşadığı yeri terk etmek,
Edebiyat
BilmemekMilan Kundera · Can Yayınları · 20201,988 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eh işte...
6/10
·230 syf.·
2025 10. kitabı
Başlarda birkaç afili cümle, aşka dair anekdotlar, usta edebiyatçılara selamlar, hoşa giden duygular, biraz Beşiktaş, biraz da çocukluğa dair nostaljik anı, beni kitabı sevmeye teşvik etti fakat sonrası fazla arabesk, fazla derdo, fazla "kırmızı tuborglu" ve fazlaca tekrarlanan duygulu geldi. Haliyle keyfim de kaçmış oldu. Yoğun okuma aralarına serpiştirilebilecek, arada kafa dağıttıracak, arada duygulandıracak, arada küfrettirecek türden yazılar okumak isterseniz bir şans verebilirsiniz. Haydn keyifli okumalar...
Edebiyat
Tesirsiz ParçalarAli Lidar · Ithaki Yayınları · 20165,6bin okunma
Aşklandık
8/10
·139 syf.·
2025 9. kitabı
Vay be Pessoa! "Huzursuzluğun Kitabı" adlı kitabının depresif alıntılarını gözümüze gözümüze sokan huzursuzların yüzünden, sana karşı önyargıyla yaklaştım hep. Fakat önyargılarımı kırmak adına da gerçekten doğru kitabını seçmişim. Buradan bir okurdu, kim olduğunu hatırlamıyorum ama alıntılarını gördüğümde kitap gerçekten de ilgimi çekmişti, sonrasında kıymetli bir arkadaşım hediye etme inceliğini gösterdi de böylelikle bu deli aşığın mektuplarına vakıf oldum. Ne de güzel oldu... Kitabın bu baskısı dört bölümden oluşmakta. İlk bölüm, çevirmenin önsözü, ikinci bölüm, Pessoa'nın alt kimliklerinden (yanlış okumadınız, yazarımızın kendi oluşturduğu alt kimlikleri ve bu kimliklere özgü büründüğü ruh halleri mevcut) biri olan Alvaro de Campos'un bir şiiri, üçüncü bölüm, kitabın temel taşları olan "Ophelia'ya Mektuplar", dördüncü ve son bölüm ise Ophelia'nın bakış açısından "Fernando ve Ben" şeklinde. Kitabın başlarında bütün o süslü ve de çılgıncasına söylenen aşk sözcüklerinin, yapılan aşk eylemlerinin muhatabı Ophelia'nın fotoğrafını görünce, "Ulan Fernando, uğruna ne hallere düştüğün kadın da bu mu?" diye sormadan edemedim ama gönül bu işte. Kimi severse, güzel odur değil mi? Ophelia'nın yazdıklarından da öğreniyoruz ki kendisi o dönemde genç bir kadın, daha 19'larında. Pessoa ise ondan 12 yaş kadar büyük. Belki bu yüzden, belki de Ophelia'nın ufak tefekliğinden mütevellit, "Bebek" ve türevleri şeklinde hitap ediyor Pessoa genellikle, sevgilisine. Kimi zaman hastalığından ötürü biraz mızmız, kimi zaman aşkla doluluğun verdiği coşkunlukla heyecanlı, kimi zaman bebeğinin yarattığı hisler sonucu, küçük bir çocuk gibi, kimi zamansa kıskançlığından veyahut alınganlığından dolayı mektuplarında kötü hitaplar kullanan bir kırgın. Ayrıca bu mektuplar sayesinde, yazarın hayatında
Anı-Mektup-Günlük
Ophelia'ya MektuplarFernando Pessoa · Sel Yayıncılık · 20211,027 okunma
Defter bitti, içim paramparça Suzan
7/10
·128 syf.·
2025 8. kitabı
Hayat işte... Adına ister tesadüf deyin, ister şans, ister kaderin cilvesi. Bir şekilde bir araya gelir iki insan, birbirinden habersiz. Ve sonra ortaya dökülür geçmiş... Mutlu anlarıyla, mutlu olunduğu sanılan anlarıyla, derinine işleyen acılarıyla, pişmanlıklarıyla, keşke'leriyle, iyi ki'leriyle, öyle olmasaydı da böyle olsaydı nasıl olurdu'larıyla ve dahasıyla... Kendini anlatırken bir yandan, kendi olmasına veya kendi olamamasına (nasıl olunuyorsa "kendin", o da meçhul) sebep, aile mirası sıkıntılarını da ortaya döküverir istemli veya istemsiz bir şekilde. Üstüne siner de çıkaramazsın, onların da yaşadıklarının veya yaşayamadıklarının isini. Sevdiğiyle olamamanın hıncını, günahsızlardan çıkaran, hayata kinli kadınların, aşık kadının aşkını yüklenecek denli yürekli olamayan adamların, sevilmemenin acısını, sevenlerin arasına girerek çıkarmaya çalışan kadınların, hayatını bir koltuk, bir televizyon ile pencere kenarında pervasızca tüketenlerin, bir yere ait olma ile hayatına kimlik kartı çıkarabileceğini umanların, mahvıyla yetinmeden, başkalarının da hayatını kah bilerek kah bilmeden mahvedenlerin, etrafı bazen kalabalık, bazense zifiri yalnız yalnızlıkların hikayelerini anlatır, ya da dinler durursun. Anlatmak kimi zaman geçmişin hayaletlerini huzursuz etmek gibidir. Ağzını açıp da ilk sözcükleri ortaya saçmaya başladın mı, Pandora'nın Kutusu'nu açmış hissedersin kendini. Güç bela kapadığın ne kadar lanet varsa, gözlerinin önünde uçuşmaya başlayıverir birden. Bazen de tam tersi. İçinde sıkışıp kalan ne varsa, seni boğan, daraltan, kalbini sıkıştıran, anlatmak istersin. Anlatayım da terk etsin beni, varsın küp delinsin ama keskin sirke de akıp gitsin artık içimden dersin. Zaman dinleme zamanı değil belki, bilirim. Herkes kendini anlatmak derdinde, kimsenin durup
Edebiyat
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,3bin okunma
Şimdi ve Daima!
8/10
·216 syf.·
2025 7. kitabı
Bu adamın kalemini ve de sıcak yaz günlerine olan hayranlığını seviyorum beee... Bu kitabında da iki uzun öyküyle ve öykülerin başında, yazımlarına ilham olan duyguları ve olayları ifade etmesiyle, gayet içten bir okuma deneyimi sundu bana. Henüz okunmamış fakat kitaplığımda, okunmayı bekleyen, henüz edinilmemiş ve kütüphaneme göz kırpan nice kitabıyla, ben Ray'in büyülü dünyalarına, o da benim naçizane hayal dünyama daha birçok kez dahil olacağız, inanıyorum. İlk öykümüz "Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor"da kahramanımız, Summerton adında, çölde vaha gibi bir kasabaya, tren geçip giderken atlayarak varır. Bu kasaba öyle bir kasaba ki, insanları gayet sağlıklı, genç, dinç, dertsiz tasasız, gün boyu eller ensede bağlı yatacak denli rahat, sükunetle bezeli bir yer. Bana başta cennet tasviri gibi görünse de, kahramanımız kasabayı keşfe çıkıp, sırlarını öğrenmeye başladıkça işin rengi değişti tabii. Mezar taşları neden ölüm tarihlerini içermez, bir kasabada hiç mi yaşlı insan olmaz ve dahası, nerede bu kasabanın çocukları?.. Bütün bu sorular, sayfalar çevrildikçe yanıt bulacak ve sayfaları çevirirken de güzel bir aşk rayihasını solumak fırsatına erişeceksiniz. Benden demesi ;) İkinci öykümüz, Moby Dick'ten ilham alınarak yazılan "Leviathan'99"da ise, "geçmişten sesler taşıyan radyo frekanslarının yanından geçip gidecek, üzerinde terk edilmiş kentler bulunan kayıp aylardan kendimizi sakınacak, yalnızlık çeken uzay adamlarını bizimle kadeh tokuşturup neşeli sohbetler paylaşma zevkinden mahrum bırakacak ve de yitik oğullarını arayan umutsuz rahiplerden yardım elimizi esirgeyeceğiz". Tüm bunlar yaşanırken ise şimdi'yi ve daima'yı, geçmişi ve geleceği, an'ı birbirine karıştıracağız adeta... Kitap, adeta kendimi adadığım bir seriye ait olunca ve ben de seriden okuduğum her
Bilim-Kurgu
Şimdi ve DaimaRay Bradbury · İthaki Yayınları · 2023176 okunma