Hayatta olan bizlere; kaynakların sularını, bağların şaraplarını içen, tarlaların ekmeğini yiyen bizlere yuvalar dar geliyordu; ölülere, toprağa düşen insana ise basit bir mezardan başka hiçbir şey kalmıyordu.
Acılar, istisnaları bir kenara bırakırsak, insanları mutsuz eder. Hayatımızdan çıkmalıdırlar. Ama er geç çıkagelirler; yaralanma ve hastalığa bağlı bedensel acılar, hayal kırıklığı hissine ve duyguların incinmesine bağlı ruhsal acılar, geçicilik ve ölümle karşılaşınca düşündüğümüz anlamsızlığa bağlı zihinsel acılar.
Burada sadece huzur içinde soluk alan rahat insanlar vardı, dinç, duyarsız, sağlıklı insanlar; tek hastalıklı olan, yeryüzünün ateşini tek hisseden bir bendim.
Onur kırıcı ifadelerin, tartışma konusuyla ilgisiz kişisel saldırıların, karşı iddiaların, profesyonel mevkiye yönelik iftiraların, tahriklerin ve iğneleyici sözlerin fütursuzca kullanılması günümüzde savaşmanın modern karşılığıdır.
Şöyle bir düşünecek olursanız, tarafların iki zıt görüşü saldırganca tartıştığı hukuk davaları savaşma ve saldırının modern ve sosyal bakımdan kabul edilmiş bir şekli olarak görülebilir.
Fakat sen sözlerinle döverdin, bunu yaparken de kimseye acımazdın. Ayrıca ne sözleri söylerken, ne de sonrasında pişmanlık duymazdın, insan senin karşında tamamen savunmasız kalırdı.