"Elini öp doktorun," dedi babası birden, hiç beklemediğim bir anda. O kadar şaşırmıştım ki dudağı yerine burnundan öptüm.
Sonra koltuk değneklerine dayanarak elindeki paketi açtı ve paketin içinden, üzerinde gösterişsiz bir kırmızı horoz işlemesi olan uzun, kar beyaz bir havlu düştü. Demek muayeneler sırasında hasta odasında yastığın altında sakladığı buymuş! Doğru ya, sehpanın üzerinde iplikler olduğunu hatırlıyorum.
"Bunu kabul edemem," dedim kati bir şekilde, hatta kafamı bile salladım reddedercesine. Ama yüzü, gözleri öyle bir hal aldı ki, kabul etmek zorunda kaldım.
Ve uzun yıllar Muryevo'daki yatak odamda asılı durdu, sonra da benimle oradan oraya gezdi. Sonunda da yıprandı, rengi soldu, eskidi ve kayboldu tıpkı anıların solduğu, kaybolduğu gibi.