"Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler." Âyet-i kerimesiyle başlıyor kitap. Üzerinde çokça da düşündürüyor.
"Bismihû.
Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla" devam ediyor. Sözle başlayıp edebiyatla, günaha niyetlenip arınmayla, harama sürüklenip helâli bulmakla, dünyevi ve öznel aşktan uhrevi ve Hû'ya teslim olunmuş aşka sürüklenmekle devam ediyor Yûsuf'un ve Züleyha'nın, en çok ta iffetin, aşkın, nebi olma yolculuğunun hikayesi.
Bu hikayeyi kaçıncı defa Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden okudum, bilmiyorum. Bir çok yazardan okuduğum ancak hiç birinde aynı tada ulaşamadığım bir dile sahip yazar.
Yûsuf'un güzelliğiyle imtihanı, kardeşleriyle imtihanı, kölelikle imtihanı, Yûsuf'un Züleyha ile imtihanı, iftira ile imtihanı, zindan ile imtihanı, aşk ile imtihanı, en son darlık ve varlıkla imtihanı ve sabrı, herşeye rağmen imanı, dünyanın nasıl bir yer olduğunu güzelce özetliyor aslında. Kula değil kulun Rabbine güvenmenin sonsuzluğunu gözler önüne seriyor.
Ve Züleyha... Züleyha'nın onca güzelliğe rağmen bir köleye gönlünü kaptırmasıyla sınanması, kölesi olmasına rağmen bir yaradılmışın Rabbinin haram kıldığına sırtını çevirmesiyle sınanması, Yûsuf'tan Potifar'ın merhametine müfterilikle sığınması, ömrünü ve servetini aşkı uğruna tüketmesi, en sonunda bu acıyla ihtiyarlaması, kendinden olacakken Yûsuf'a doğması, Züleyha'nın suretten sirete yol alması öyle güzel anlatılıyor ki, bazı cümleleri yüreğine mıhlamak istiyor insan. Aşkın dünyevi olan kısmını Züleyha'dan yeniden öğreniyor.
"Züleyha, Yûsuf'a bir mektup yazmaya başlayınca. Yûsuf diye başladı, Yûsuf diye bitirdi. Gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kelâm yok. Ve Züleyha'nın lügatinde Yûsuf'tan öte sözcük yok." derken bir taraftan da "Tufandan kurtulmak için