Chimpanzee Politics - Frans De Waal
5/10
·256 syf.··
2026 191. kitabı
Frans de Waal’ın Şempanze Politikası (Chimpanzee Politics) adlı eseri, yayınlandığı günden beri siyaset bilimi, evrimsel biyoloji ve psikoloji dünyasında bir başyapıt olarak kabul edilir. Hatta dönemin Amerikalı siyasetçilerine el kitabı olarak dağıtılacak kadar büyük bir ün kazanmıştır. Ancak kitabın bu şöhreti, onun okuyucuya yaşattığı büyük bir metodolojik işkenceyi ve yapısal kusuru örtmeye yetmez. Kitabın tüm sayfalarından süzülüp gelen tek bir ana fikir vardır: İnsan medeniyeti, ahlakı ve siyaseti; doğadaki en ilkel primat kuzenlerimizin saf, maskelenmemiş çıkar ilişkilerinin üzerine giydirilmiş yapay bir kılıftan ibarettir. De Waal bize der ki; insanı anlamak için anayasalara veya kutsal metinlere bakmayın. Gücü elinde tutan liderlerin ittifak kurma çabalarına, zayıfların birleşip güçlüyü tasfiye etmesine (koalisyon teorisi), liderlerin koltukta kalmak için tabanın rızasını almaya çalışmasına (taban siyaseti) bakın. Şempanze kolonisinde cereyan eden bu ham mekanizmalar, insan toplumlarındaki holding içi savaşların, meclis entrikalarının ve uluslararası ilişkilerin çıplak birer simülasyonudur. Kitap, insanın ahlaki ikiyüzlülüğünü evrimsel bir aynayla yüzümüze vurmayı amaçlar. Kitabın teorik olarak vaat ettiği bu muazzam felsefi ve rasyonel derinlik, maalesef pratik yazımda boğucu bir detay çölüne dönüşmektedir. Kitabın en büyük sorunu; asıl gayeyi, yani insan doğasıyla olan o can alıcı karşılaştırmaları doğrudan konuşmak yerine, sayfalarca mevzunun etrafında dolanmasıdır. Yazar, bir bilim insanı olmanın getirdiği akademik miyoplukla, okuyucuyu Arnhem Hayvanat Bahçesi'ndeki şempanzelerin günlük dedikodularına hapseder. Kitap boyunca şu türden gereksiz bilgi yığınlarına maruz kalırsınız: "X maymunu Y'nin arkasına geçti, bacağını kaşıdı, o sırada Z maymunu
Biyoloji
Chimpanzee PoliticsFrans de Waal · Johns Hopkins University Press · 20072 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 11:16
Sigmund Freud’un 1913 yılında yayımlanan "Totem ve Tabu" eseri, psikanalizin klinik odasından çıkıp antropoloji, dinler tarihi ve sosyoloji sahasına daldığı, kelimenin tam anlamıyla "ezber bozan" bir yapıttır. Freud bu kitapta, bireysel nevrozlarla ilkel toplulukların sosyal kurumları arasında sarsıcı bir paralellik kuruyor. ​Kitap, dört ayrı makaleden oluşuyor, ancak bütünsel bir iddiaya hizmet ediyor. Modern insanın bilinçaltı, ilkel atalarımızın toplumsal yasalarıyla aynı kökten besleniyor. Freud, Darwin’in "ilkel klan" teorisini ve Robertson Smith’in "totem yemeği" araştırmalarını psikanaliz süzgecinden geçiriyor. ​İlkel topluluklardaki klan içi cinsel yasakların, biyolojik bir tiksintiden ziyade, toplumsal bir zorunluluk olduğunu savunuyor. ​Tabuyu, hem korkulan hem de arzulanan bir nesneye karşı geliştirilen "çift değerli" (ambivalan) bir tutum olarak tanımlıyor. ​Animizm ve Büyü de ise üşüncenin her şeye kadir olduğu evreyi, narsisizmle ilişkilendiriyor. ​Freud dedektif gibi bir bilim insanıdır. ​Spekülatif ama mantıksal, antropolojik verileri toplayıp, psikanalitik bir kurguyla birleştiriyor; ​adım adım klandan dine, dinden ahlaka giden yolu inşa ediyor. Dönemin kutsal sayılan din ve aile kavramlarını, karanlık bir geçmişi suçluluk duygusu üzerine kuruyor. Son bölümde anlatılan "Primal Horde" (İlkel Sürü) teorisidir. Freud’a göre insanlık tarihinin başlangıcında devasa bir travma yatar; ​zalim baba. Klanın başında tüm kadınlara sahip olan ve oğullarını süren kıskanç, sert bir baba vardır. Sürgün edilen oğullar birleşir, babayı öldürür ve onu yerler (Totem Yemeği). Babayı yok ettikten sonra ona karşı duydukları nefret yatışır ve eski sevgi/hayranlık yüzeye çıkar. Bu "gecikmiş itaat" ile babayı sembolik bir Totem (hayvan) ilan ederler. Babayı öldürdükleri için
1000Kitap
Totem ve TabuSigmund Freud · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20217,9bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·352 syf.··
2026 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 12:20
Polisiye fantastik türündeki eser Mısırdaki müzede çocuk firavunun mezarından hançer ve maskesi çalınır. Ayrıca güvenlik görevlisi öldürülür maktulün işareti ile Göbeklitepe’ye uzanır gizem. Harry Potter hayranı Gökbilim profesörü Hayri Pıtır yakın dostu polis teşkilatından Zebercet Piripak, profesörün sağ ve sol kolu Ayperi ve Korkusuz Korkut’un bu gizemi çözmek için Göbeklitepe’deki araştırmalarını okurken tarihin müthiş kalıntılarını olayın içine dahil ediyor yazar. Matematik, astronomi, fizik, tarih, arkeoloji bilimlerini ustalıkla yerleştiriyor. Cinayetlerin arkasındaki perdeyi aralanırken Hayri Pıtır’ın geçmişi gün yüzüne çıkıyor. Fantastik bir kitapta tarihimizi görmek gurur verici.
Göbeklitepe'de Gece YarısıKayahan Demir · Timaş Genç Yayınları · 2025116 okunma
KADIN BEYNİ KİTAP ÖZETİ
Puan vermedi·328 syf.··
2026 4. kitabı
Kitap Özeti ve Değerlendirmesi Louann Brizendine'in “Kadın Beyni” kitabını da şimdi bitirdim. Bir önce okuduğum “Erkek Beyni” kitabında yer verdiğim hususları tekrar etmeksizin, altını çizdiğim bazı satırları sizinle paylaşacağım. 1990'a kadar araştırmacıların kadın fizyolojisine, nöro-anatomisine ya da psikolojisine erkeğinkiyle aynı gözle baktıklarını; Yale'de bir gün deney yaparken dişilerde ne gibi sonuçlar elde edileceğine dair hocasına soru sorması üzerine “Araştırmalarda asla dişi denek kullanmayız; menstrual döngüleri elde edilen verileri mahveder.” şeklinde cevap aldığını nakleder. Brizendine, üniversiteye feminist hareketin yükselişte olduğu dönemde gittiğinden, kadın ve erkek arasındaki farklılıkların politik ve psikolojik olduğunu, cinsiyet ayrımının aile ve kültür kaynaklı olduğunu, suçlunun ise dönemin kültürüne hâkim olan erkek egemen duruş olduğunu düşünürdü. Daha sonra konu üzerinde çalıştıkça erkek ve kadının beyin devrelerinin tamamen farklı olduğunu ve kadınların sık sık yaşadığı hormonal değişikliklerin arzularını, değer yargılarını ve hayatı algılayışlarını birçok yönden etkilediğini keşfediyor. Tıp fakültesinde yaptıkları deneylerde hayvan beyninin dişi ve erkeklerde uterusta farklı geliştiği ve çiftleşme, gebelik ve yavruların yetiştirilmesi gibi dürtülerin hayvan beyninde dahi değiştirilemez şeyler olduğunu tespit ettiklerini naklediyor. Benim dikkatimi çeken ilginç farklılıklardan biri, kadınların bebeklikten itibaren yüz okumada maharetli olmaları hususudur. Küçük kızların dahi ifadesiz yüzleri tehdit olarak algıladıklarını, yanlış bir şey yaptıkları ya da annelerinin kendisini sevmediği şeklinde yorumladıklarını, hatta botokslu yüzlerin bu anlamda dezavantaj oluşturduğunu söylüyor. Bana şunu hatırlattı; bir açık oturumda konuşmacılar
Duygu ve Düşünce
Kadın BeyniLouann Brizendine · Say Yayınları · 2011816 okunma
Ada hikayesi...
Puan vermedi
Yaşar Kemal okumak tarihe yapılan bir yolculuk, bir adada sahile vuran dalganın taşların üzerinde bıraktığı tuza dokunmak.. Bazı kitapların sizi bulması yıllar alır. Bir ada hikayesi serisi de beni kendimi terk edilmiş bir ada gibi hissettiğim bir zamanda çıkageldi. Yani tam zamanında. Mübadele döneminde yaşanan bir göç hikayesi yani destanı. Evlerinden barklarından sürgün edilen insanların "neresi sıla bize neresi gurbet" dizesi o dönemden mirası. Poyraz Musa ve toprağını terk etmeyen Vassiliki'nin ortak kaderine şahit olmak isteyenler tadına doyulmaz bir anlatımla sizi başbaşa bırakıyorum. Not:Kardeş Türküler'in Doğu albümünde Seslendiren "yezidiler" adlı metnin kitaptan bir bölüm olduğunu bugün öğrendim ve gösterilen saygı duruşunun karşısında soluğum kesildi. Kitaptan bana kalanlar.. Benim bildiğim ki insanoğlu sürgün, muhacir bir yaratıktır. Bir kuşlar böyle muhacirdirler bir bu gariban insanlar.. Süngü savaşına girmiş bir kişi bundan dolayı ölünceye kadar mutlu olamaz kendine gelemez yaralı kalır. Bir insan bir insanın yüzüne baka baka onu kolay öldüremez. Bir insanın bir insanı öldürmesi kendisini öldürmesinden de zordur. Baharda en çok denizler bahar kokar. İnsanı insan eden ne kadar içimizdeki sevgi ise de tanrı bunu böyle söylemişse de ondan daha çoğu da acımadı. İnsanı insan yapan da sevgiyi sevgi yapan da acımadır.. Biz aynı ateşin küllerinden doğduk. Biz dedi biz niçin uğunan bir hızla koşuyoruz, bu kadar öldürücü, aşağılayıcı, bu kadar utandırıcı korkulara dayanarak da üstelik. Biz nereye niçin gidiyoruz? Üzülme dedi Biz insanoğluyuz doğumdan ölüme kadar başımızdan geçmeyen kalmaz. Yalnız şunu bil ki kardeş İnsanoğlu her gün anasından terütaze doğmuş gibi bir kez daha doğar, her gün doğan günle birlikte. Yeter ki her sabah günle birlikte doğmayı
Fırat Suyu Kan Akıyor BaksanaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20208,2bin okunma
Rüya'dan hayata... Yûsuf ile Züleyha...
9/10
·224 syf.·
2026 20. kitabı
"Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler." Âyet-i kerimesiyle başlıyor kitap. Üzerinde çokça da düşündürüyor. "Bismihû. Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla" devam ediyor. Sözle başlayıp edebiyatla, günaha niyetlenip arınmayla, harama sürüklenip helâli bulmakla, dünyevi ve öznel aşktan uhrevi ve Hû'ya teslim olunmuş aşka sürüklenmekle devam ediyor Yûsuf'un ve Züleyha'nın, en çok ta iffetin, aşkın, nebi olma yolculuğunun hikayesi. Bu hikayeyi kaçıncı defa Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden okudum, bilmiyorum. Bir çok yazardan okuduğum ancak hiç birinde aynı tada ulaşamadığım bir dile sahip yazar. Yûsuf'un güzelliğiyle imtihanı, kardeşleriyle imtihanı, kölelikle imtihanı, Yûsuf'un Züleyha ile imtihanı, iftira ile imtihanı, zindan ile imtihanı, aşk ile imtihanı, en son darlık ve varlıkla imtihanı ve sabrı, herşeye rağmen imanı, dünyanın nasıl bir yer olduğunu güzelce özetliyor aslında. Kula değil kulun Rabbine güvenmenin sonsuzluğunu gözler önüne seriyor. Ve Züleyha... Züleyha'nın onca güzelliğe rağmen bir köleye gönlünü kaptırmasıyla sınanması, kölesi olmasına rağmen bir yaradılmışın Rabbinin haram kıldığına sırtını çevirmesiyle sınanması, Yûsuf'tan Potifar'ın merhametine müfterilikle sığınması, ömrünü ve servetini aşkı uğruna tüketmesi, en sonunda bu acıyla ihtiyarlaması, kendinden olacakken Yûsuf'a doğması, Züleyha'nın suretten sirete yol alması öyle güzel anlatılıyor ki, bazı cümleleri yüreğine mıhlamak istiyor insan. Aşkın dünyevi olan kısmını Züleyha'dan yeniden öğreniyor. "Züleyha, Yûsuf'a bir mektup yazmaya başlayınca. Yûsuf diye başladı, Yûsuf diye bitirdi. Gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kelâm yok. Ve Züleyha'nın lügatinde Yûsuf'tan öte sözcük yok." derken bir taraftan da "Tufandan kurtulmak için
Yûsuf ile ZüleyhaNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202517,6bin okunma