10/10
·283 syf.·
2026 14. kitabı
Oğuz Atay’la tanışmamın tam da onun doğduğu topraklarda, İnebolu sokaklarında olması bu kitabın bendeki yerini hep çok özel kılacak. "Bir Bilim Adamının Romanı", sadece bu ülkenin yetiştirdiği en kıymetli zihinlerden Prof. Dr. Mustafa İnan’ın biyografisi değil; bilimi bir statü ya da unvan aracı değil, bir "ahlak" ve yaşam biçimi olarak gören idealist bir ruhun hikayesi. Adana'nın yoksunluklarından ETH Zürih'e, oradan da parlak ve bol kazançlı bir Avrupa kariyerini elinin tersiyle itip büyük bir vefayla tekrar ülkesinin laboratuvarlarına ve öğrencilerine dönen bir adamın onurlu "inat" öyküsü bu. Her genç mühendisin okuması gereken eşsiz bir vizyon. Mustafa İnan’ın mekaniğe ve matematiğe sadece bir araç olarak değil, "evrenin dilini çözme" sanatı olarak bakması, dil ve edebiyat üzerine derin düşünceleri onu sadece donanımlı bir bilim insanı değil, gerçek bir düşünür (ve bir ekol) yapıyor. Kitabın bir diğer çarpıcı yanı ise şüphesiz Oğuz Atay'ın anlatımı. Bir öğrencinin (İTÜ İnşaat mezunu Oğuz Atay'ın) hocasına duyduğu derin saygıyı her satırda hissederken, Atay'ın dönemin akademi dünyasına, koltuk sevdalısı aydınlarına ve bürokrasisine yönelttiği zekice eleştirileri de okuyorsunuz. İşin en sarsıcı kısmı ise, 1975'te yazılan bu sitemlerin 50 yıl sonra bile hala ne kadar güncel olduğunu fark etmek... Bilime, üretmeye ve kendi değerlerinden ödün vermeden, saf bir merakla "iyi bir insan" kalmaya dair inancınızı tazelemek istiyorsanız, bu başyapıtı kesinlikle okumalısınız. Benim gibi okurken sık sık "Keşke her akademisyenin böyle bir romanı, böyle bir vizyonu olsa" diyeceğinize eminim. "Türk mühendislik âlemi, zaman geçtikçe efsane haline gelecek aziz bir varlığını kaybetti."
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202020,5bin okunma
10/10
·224 syf.··
2026 39. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:41
Büyükada’nın huzurlu atmosferinde, Rum Yetimhanesi’nin gölgesinde başlayan bir gezi ne kadar karanlık bir kâbusa dönüşebilir? Mimar Sinan Fakültesi öğrencisi Berkan ve Melike’nin kafalarını dağıtmak için çıktıkları bu yolculukta başı kesilmiş, çürümeye yüz tutmuş bir cesetle tam bir kırılma noktasına ulaşıyor. Goncagül Haklar, "Ölüm Soğuk" adlı polisiye romanında okuyucuyu tam da bu dehşet anıyla selamlayarak içine çekiyor. Kimlik tespiti neredeyse imkansız olan bu gizemli ceset, adli tıbbın duayeni Adil Hoca’nın ellerine teslim edildiğinde ise sıradan bir cinayet dosyası, sınırları aşan bir bulmacaya dönüşüyor. Adil Hoca’nın "Katil inatçıysa ben de inatçıyım" diyerek iğneyle kuyu kazar gibi yürüttüğü otopside maktulün bir organ vericisi olduğu ve Japonya bağının bulunması, Cinayet Büro’nun deneyimli ismi Nihat Komiser ve ekibe yeni katılan Gülcan Komiser için akıl almaz bir takibin başlangıcı oluyor. İstanbul’da başlayan bu vahşi düğüm Japonya’dan Kamboçya’ya, oradan sırlar dolu geçmişiyle Van’a kadar uzanırken, her cevap aslında yepyeni bir soruyu doğuruyor. Okurken kendinize sürekli bu bir tarihi eser kaçakçılığı mı, yoksa maktulle bağı olan ve aniden ortadan kaybolan Ezgi’nin sessizliğinde saklı bir intikam öyküsü mü? ​Prof. Dr. Goncagül Haklar, alanındaki mesleki uzmanlığını ve detaylara olan hakimiyetini kurguya o kadar rafine bir şekilde yedirmiş ki, adli tıp incelemelerinden tarih ve arkeoloji bilgilerine kadar uzanan yoğun satırlar okuyucuyu bir an bile boğmuyor. Hikayede çok fazla karakter yer almasına rağmen, ne olayların akışı kesintiye uğruyor ne de o yüksek tempo sekteye uğruyor. Sayfalar boyunca ipuçlarını birleştirip katilin kim olduğuna dair teoriler üretirken, finalde karşılaştığınız o büyük ters köşe ise tüm tahminlerinizi boşa çıkarıyor.
Ölüm SoğukGoncagül Haklar · A7 Kitap · 202441 okunma
Reklam
10/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Bu kitabı anlayabilmeniz için öncelikle Gnostik /Rafızı düşünce tarzı /ezoterik /hermetist /alşimist/seküler /deist/Simya/kabalist/ateizm/ kelimelerine aşina olmanız ve hakkında bilgi sahibi olmanız gerekmektedir. Dünya masonlarının 5/4 ü bu üst localar tarafından yönetilir. onaylamayan hükümetler GÖZE GÖRÜNMEZ sorunlarla baş başa kalır. insan hakları arkasında da yine gül ve haç LOCASI VARDIR 2.dünya savaşı : Alman Kontes Pletenburg ve eşi dr.erich vermehren 1944 istanbulda sürdürdükleri falaliyelerinde ünlü Enigma kodlarını ellerinde tutmalarına rağmen çözememişlerdi.MI6 ingiliz ajanları tarafından kahireye götürüldüler ve Enigma kodları İngilizlere teslim edildi.ve bu Hitler’in sonunu hazırladı. İlginç bir isim campenalla soylu üstün ırk tezi yabancı gelmedi demi hitlerin arı ırk arayışı yeni dünya düzeni papa 27 yıl hapse attı sonrasında başa geçen papa 8. Urban campanellayı hapisten çıkarmakla kalmayıp kendine danışman yaptı ve beraber sihir büyü astroloji simya konularında çalıştılar ve papaya eğitim verdi. Kraliçe Elizabeth katoliklerin gizlice izlenmesi için walsingham göreve getirdi cambride seçilen bu ajan İskoç kraliçesi mary suartı idama götüren kişidir. Paracelsus: Erasmus,Agricola,ve martin Luther’in çağdaşı olan paracelsus Chiristendome Gül ve Haç Kardeşliği’in tarihsel önderi .1513-1521 yıllarında tatar hanlarına esir yaşar 1521 de tatar hanının oğluyla istanbula gelir felsefi taşını edinir solomon trismosinus tarafından verilir.kendisi cerrah doktor.simyacı kabbala eğitimi aldı Johann valentin andrea 1587-1654 Gül ve haç kardeşliği ilk resmi kurucusu ve sözcüsü kabul edilmiştir. Paracellsus’un tilmiziydi. Tarihte en önemli şifre anahtar yapımcısı Fransız kriptolojist Etienne bazerison diğeri abd başkanlarından Thomas Jefferson dur.ikisi de Gül ve haç
Gül ve Haç KardeşliğiAytunç Altındal · Alfa Yayıncılık · 2003440 okunma
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:10
İskender Pala’nın okuduğum ilk kitabıydı ve elbette ki popülerleri tercih etmeyişimin bir anlamı var; bunu buldum. Bu eseri tahlil grubumuzda okuduğumuzdan popüler olanlar başkalarına düştü ama ben durumdan oldukça memnunum. Öncelikle tarihimizin, atamızın, vatanımızın kıymetini anlamışken ve bunlara karşı derin saygılar içerisine tam anlamıyla girmişken; kendi geçmişine ve kimsenin ışık tutmadığı noktalara odaklanan Pala benim hayranlığımı kazandı. Diğer kitaplarının da bu kitabın da içeriğine baktığımda bir amaç görüyorum: Herkesin bir şekilde kabullendiği veya üstünü öylece örtüp kapattığı konuları irdelemiş. Üstelik kitabı okurken de sadece olayı anlatmamış; o olayla ilgili çıkarımları, görüşleri ve fikirleri de ortaya koymuş. Okuyucunun hangi fikri savunacağına karışmamış, hangi duyguyla devam edeceğine dair bilgiyi vermiş ve okuyucuyu kendisiyle baş başa bırakmış... Gerçekten örnek alınası bir yazar olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında herkesin araştırmadan öylece bırakıp üstünü kapattığı bir olayı ele alması, gerçekten hakka kıymet verdiğini ve zor olanı başardığını gösteriyor. Evet, yazara hayranlığımı yeterince anlattıysam biraz da kitaba geçelim. :) Kitap, Yavuz Sultan Selim’in bir alimi sormasıyla başlıyor. Bu alim idam edilmiş ve aslında padişah bunun asıl sebebini merak edip öğrenmek istiyor. Bunun üzerine "Karga" denilen bir şahsın itiraflarıyla o alimin, yani Molla Lütfi’nin neden idam edildiğini ve nasıl olaylar gerçekleştiğini öğreniyoruz; kitap da asıl olarak bu itiraflardan oluşuyor. Kitap hakkında merak ettiğim konu bu olayın tarihsel kaynağıydı, bunu da buldum ve merak edenler için eklemek isterim: > 1. İskender Pala İtiraf Eserini Nasıl Yazdı ve Hangi Kaynakları Kullandı? > * Yazım Kararı ve Amacı: İskender Pala, toplumsal
İtirafİskender Pala · Kapı Yayınları · 20198,3bin okunma
Fizyonomi ve İlm-i Sima
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 07:19
Sizlerle Prof. Dr. Erol Göka ile Dr. Murat Beyazyüz'ün ortak çalışması Gerçek İnsanın Yüzünde Yazar Mı, eserini paylaşacağım. Kişiliği yüzden tanımanın kavramsal karşılıkları; Batıda 7. ile 9. yüzyıllarda ortayan çıkan fizyonomi kavramı Antik Yunan'dan ve Roma'dan geldiği kabul edilir. Öyle ki fizyonomi adındaki küçük bir risalenin Aristo'ya ait olduğu iddia edilir ki kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Bu risalede kişinin yüz hatlarından yola çıkılarak yapılan olumlu veya olumsuz analizler ister istemez bir kategorileştirmeye de sebep olmaktadır. 19. yüzyılın başlarında kafatası ve insan beyni üzerinden kişilik analizi yapan Gall, kendi döneminde frenoloji (kafatası) ilmini geliştirmiştir. Aynı zamanda askeri hekim olan Lombroso'da 'Suçlu İnsan' adlı eseriyle frenolojiyi kriminal alana taşmıştır ki pek çok masum insanın haksızlığa uğramasına sebep olmuştur. Bu kafatasçılık (ırkçlık) zamanla Hitler'in toplama kamplarında uyguladığı öjeniye (saf ırk elde etmek) temel teşkil eder. Fizyonomi kavramı İslam dünyasına İlm-i Sima adı altında 9. yüzyıllarda girer. Bir kavramımn başka bir toplulukta varlığı sürdürmesi değişmesiyle sonuçlanır. İslam dininde ırksal bir bakış açısıyla verilen karar ve yargılama doğru kabul edilmeği için fizyonomi de gibi bir ırkçılık söz konusu değildir. Hatta pek çok kadı böylesi bir yargılamaya yöntemine itiraz etmiş. Yine de İlm-i Sima'nın bilimsel yanının olduğu da söylenemez. Bu alanda müstakil bir eser kaleme alan Hamdullah Hamdi'nin Kıyafetnamesi (şekiller kitabı) çok katı ve temelsiz önermelerle doludur. Hemen her eserde feraset (öngörebilme) kavramı ön plana çıkarılsa da fizyonomi kavramından oldukça ruhani bir manaya sahip. Bu nedenle bir kişinin ruhsal durumu veya kişiliği hakkında bilgi sahibi olmak sanıldığı kadar kolay değil. Analiz ve
'Gerçek' İnsanın Yüzünde Yazar mı?Erol Göka · Timaş Yayınları · 201266 okunma
Puan vermedi·552 syf.··
2026 8. kitabı
Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir’in kaleme aldığı Peygamberimin Sevdiği Müslüman, bir hadis aliminin derin akademik birikimi ile bir muallimin naif üslubunu buluşturan kıymetli bir ahlak ve şahsiyet rehberidir. Eser, İslamiyet'in şekilsel boyutundan ziyade onun ahlaki, insani ve kalbi özüne odaklanarak, "Hz. Muhammed'in (s.a.v.) muhabbetini ve takdirini kazanan bir Müslüman nasıl olmalıdır?" sorusunun cevabını arar. Yazar, kuru ve didaktik bir emir-yasak listesi sunmak yerine, tamamen sahih hadislerden yola çıkan bir "hadislerle şahsiyet inşası" yöntemi benimser. Kitabın kalbini; sözünde duran, komşusuna güven veren, ailesine merhametle yaklaşan ve gündelik hayatın her alanında nezaketini koruyan "güzel ahlaklı insan" modeli oluşturur. Kandemir, sıklıkla karşılaşılan zorlaştırıcı veya ürkütücü dinsel söylemlerin aksine, Peygamberimizin "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" düsturunu merkeze alır; gösterişten uzak, ihlasla ve az da olsa sürekli yapılan amellerin değerini vurgular. Mehmet Yaşar Kandemir’in uzmanlığı sayesinde kitap, hurafelerden uzak, güvenilir ve sağlam bir kaynak zeminine oturur. Derin mevzuları su gibi akan, samimi, kucaklayıcı ve incitmeyen bir öğretmen edasıyla aktarması ise eseri her yaştan okur için son derece anlaşılır kılar. Özetle Peygamberimin Sevdiği Müslüman, dindarlığın sadece ibadet ritüellerinden ibaret olmadığını; asıl dindarlığın adalet, dürüstlük ve şefkatle toplum içinde yaşanması gerektiğini anlatan, modern çağda ruhunu inceltmek isteyen herkes için rehber niteliğinde bir başucu kitabıdır.
Peygamberimin Sevdiği MüslümanMehmet Yaşar Kandemir · Tahlil Yayınları · 2000528 okunma
Reklam
Reklam