Gülhane Hatt-ı Hümayûnu (1839) sonrasında başlayan ve Islâhât Fermanı (1856) ile ivme kazanan yenileşme hareketi, Batılılaşma temelinde gerçekleşmiş, ancak süreç içinde özgün bir modernleşme projesine dönüşmüştür. Bürokrasi diktatörlüğü altında gelişen reform projesi, belirli bir Avrupa devletini taklitten ziyade, üstünlük temelli bir "Garb" tasavvurunu farklı bir bağlamda üretmeye çalışan eklektik bir program niteliği taşımıştır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendi kanıma göre, ülkeler arasında gidiş gelişin en doyurucu ve en zevkli şekliydi bu. Vapurun karadan açıldığı andan, hedef limana varıncaya dek geçen zamanın her dakikası, yolcuların gezilerini unutulması olanaksız zevk ve doygunluklarla bezenmiş bir program içinde geçiyordu.
Birçok Siyonist, Ulusal Fon yöneticilerini, sermayelerinın büyük bir kısmını şehirlerde (Yala'daki Tel-Aviv gibi) Yahudi mahalleleri inşa etme ye harcadıkları için eleştirmektedir. Program açısından bakıldığında bu eleştiriler kesinlikle haklıdır. Fon, terimin en geniş anlamıyla "toprağın kurtarılması için kurulmuştu, küçük kentsel toprak parçalarının satın alınması ve üzerlerine Yahudiler için evler inşa edilmesi için değil. Ancak, daha önce de söylediğim gibi, bu çalışma programın talepleriyle değil, bir içgüdünün yönlendirmesiyle yürütülmektedir. Diaspora'dan gelen ziyaretçimiz Tel-Aviv'de birkaç gün kalır, oradaki yaşamı gözlemler ve orada büyüyen İbrani çocukları görürse, böyle bir üretim istasyonunun kurulmasını mümkün kıldığı için Ulusal Fonu eleştirmeyecektir. Tüm kalbiyle yöneticilerin aynı hatayı tekrarlamasını ve Filistin'in diğer şehirlerinde de benzer istasyonlar kurmasını dileyecektir.
“Erfurt program Taslağının Eleştirisi”nde Engels, Marks'ın Alman militarizminin güçlülüğünden dolayı barışçıl bir yöntem önermesine -ki asla pasifizmi önermemişti Marks- ilişkin sözlerine, dört elle sarılarak kendi buıjuva reformizmlerine alet etmeye çalışan Alman oportünistlerini en sert biçimde yererek, “...Ama ne olursa olsun, olaylar ileriye doğru zorlanmalıdır. Bunun ne kadar gerekli olduğunu, bugün sosyal demokrat basının büyük bir kısmında yayılmaya (einreissende) başlayan oportünizm apaçık gösterir. Partinin, sosyalistlere karşı kanunun yenilenmesi korkusu içinde, ya da kanun yürürlükteyken mevsimsiz olarak yayılmış bazı fikirleri hatırlayarak, şimdi bütün taleplerini barışçıl yoldan gerçekleştirmek için Almanya'da mevcut kanuni düzeni yeterli olarak kabul etmesi isteniyor...”
" İçimizdeki doğal güçler en önemli şifa kaynaklarıdır". Dediler.
İçimizde iyileştirici bir güç olmasaydı, hiçbir hastalık iyileşemezdi .
Kadim spiritüel gelenekler bize beden sağlığına tamamen bilinçaltının hükmettiğini söyler.
Bilinçaltı, solunum sisteminden sindirim sistemine, merkezi sinir sisteminden bağışıklık sistemine dek vücudunun bütün işlevlerini dikkatle takip eder.
• Bilinçaltının devreye girer ve vücudunuza yapmak için tasarladığı şeyi yapmasını emreder . Vücut kendini tamir eder. Bu, vücudunuzdaki bütün sistemler için geçerlidir. Bilinçaltınız neyi emrederse vücudunuz onu yapar.
Bilinçaltınız vücudunuzun sağlığını belirleyen durumları ve olayları çekiyor.
• Bilinçaltınız bir bilgisayara benziyor; ona birçok farklı program yüklediniz . Bunu düşünceleriniz ve inanışlarınız vasıtasıyla ya da başka insanların düşünceleri ve inanışlarını kabul ederek yapıyorsunuz . Ve bunu hayatınız boyunca yaptınız.
Bilinçaltındaki bütün programları oraya siz yüklediniz. Ve eski bir programı ancak yeni düşünceler ve inanışlarla oluşturduğunuz yeni bir programla geçersiz kılabilirsiniz. Sağlığınızla alâkalı düşünceleri ve inanışları gözden geçirmelisiniz. Çünkü her neye inanıyorsanız ,bilinçaltınız da ona inanıyor.