Zira günümüzde tüm paranın yüzde 95 kadarını özel bankalar yaratmaktadır; merkez bankaları sadece yüzde 5'ini dolaşıma sürmektedir. Genel iktisat kuramının aksine paranın büyük kısmı banka kredileriyle meydana gelir; kredi müşterilerine (yatırım, ipotek, kredi kartı, öğrenim bursu vs. için) açılan kredilerden oluşur. Mahallemde bankamın şubesi bana yüz bin dolarlık bir çerçeve kredisi ya da ipotekli kredi açtığında bana borç vermek için bir yerlerden mevcut dolarlar bulmaya girişmez. Parayı yoktan var eder. Banka o tutarı bilgisayar sisteminde adıma bir hesaba kaydeder. Ben de gelecek kazançlarımdan ödemeyi taahhüt ederek o parayı harcamaya başlayabilirim. Demektir ki banka borcumu gerçek para olarak onaylayıp peşinen likit kılmıştır. Başka bir deyişle klavyeye birkaç vuruşla para arzını yüz bin dolar (ödeyeceğimi vaat ettiğim tutarca) artırmıştır. Bana açılan çerçeve kredisi veya ipotekli kredi, elbette finans şirketlerinin, finans dışı şirketlerin, yatırımcıların, devletlerin borçlanma ihtiyaçlarını karşılamak için her gün yaratılan milyarlara kıyasla solda sıfırdır.
Bütün bu özel kredi parası üretimi normalde pürüzsüz işler, ta ki ekonomide bir daralma oluncaya veya finansal bir şok kredi bunalımı çıkarıncaya kadar. İşte o zaman benim çerçeve kredim gibi yoktan var edilmiş banka kredi paralarının çoğunun; ve şirket tahvilleri, şirket bonoları, ticari senetler vs. gibi banka dışı özel borç araçlarının çoğunun meteliksiz birinin yazdığı senet kadar değersiz olduğu su yüzüne çıkar. O zaman gerçek para olarak kullanılan borçların epey bir kısmının aslında yersiz onaylanıp peşinen likitleştirildiği", borca dayalı bu sermayelerin büyük ölçüde kurmaca olduğu ortaya çıkar. 2007-2008'de ipoteğe dayalı menkul değerlerde ve teminatlı borç senetlerinde (CDO'larda) olduğu gibi.
Benim meraklarımı kendi meraklarına dönüştürdü ve benim zevklerime, benim tuhaflıklarıma uyum sağladı; bazen bunu bir iş gibi yaptığını veya bir program gibi uyguladığını düşünüyordum, sanki henüz çok gençken, "Bu adamın yanımda sıkılmasına izin vermeyeceğim. İlgimi çekmediğini veya yeterince anlamadığımı düşündüğü için hayatının bir kısmını benimle paylaşmamasına izin vermeyeceğim. Beni yersiz görmesine ve benim eksiklerimi başka yerlerde aramasına izin vermeyeceğim. Beni herhangi bir şeyin dışında bırakmasına izin vermeyeceğim" demiş gibi.
Genç öğretmenierin çoğunluğu gibiydik biz de. Ülkücüydük. Evlendik. Anadolu'ya gidip küçük bir ev, küçük bir mutlulukla yetinmek için çalışmaya başladık. Önemli olan insanlarımıza yararlı olmaktı. Çok değişik yerlere atandık. İlçeler, iller, hatta köyler. Baban da başlarda tutkuluydu. "Yapacak çok şey var Nüveyre," diyordu. Günlerce bizi yabancılayan bakışlarla dolu yorgun çocuk yüzlerini izliyorduk. Her çocuğu kendi yavrumuz sayıp iyilikler düşünüyorduk. Ne oldu sanıyorsun sonunda? Kuşkuyla bakmaya başladılar bize. Orta Anadolu'daki ilçelerden birinde anca altı ay kalabildik Körüklü pantolon giyen alabros saçlı kaymakam babanı çağırtıp, "Kardeşim Selahattin Bey, bence program dışı teşebbüslerinizi kısın, Maarif vekaletinin uygundur dediğinden ötesine geçmek bilmem ki..." demişti. Pek bir şey de yapmıyorduk aslında. Geçim zorunda olup da okuyamayan, çalışan çocukların durumlarını falan araştırıp yardımcı olabilecek makamlara duyurmayı istiyorduk. Biz de durulup, cayıp öteki öğretmenlere katıldık. Çatışmalar bitti. Dostlar edindik. Anadolu insanıysa hiç de sizlerin sandığınız saflıkta değildir. Bizler ne desek inanmazlıkla dinliyorlardı. Dağ köylerinden çocuk toplamaya gittiğimizde, bunların çoğu da köy enstitülerine seçiliyordu. Kavruk, koca kemikli bir adam çıktı karşımıza. Ardında köyün olanca insanı. Kadınlarsa orta da yok. Üstelik kaçı göçü olmayan bir köymüş, ebe söylemişti. Gören de sanır ki istilacıyız da başka bir milletteniz. Kararmış yüzleriyle düşman düşman bakıyorlar bize.
Lisanslara hayati önem atfedilerek bazı becerilerin öğretmenleri nadir bulunur hâle getirildi. Sertifikasyon bir çeşit piyasa manipülasyonu oluşturur ve sadece okullu bir zihin için mantıklıdır. Sanat ve ticaret öğretmenlerinin çoğu, en iyi zanaatkâr ve esnaftan daha az yetenekli, daha az yaratıcı ve iletişim becerileri bakımından daha zayıftır. İspanyolca veya Fransızca lise öğretmenlerinin çoğu, dili yarım sene öğrenen öğrencilerden daha iyi konuşmuyor. Porto Riko'da Angel Ouintero tarafından yapılan deneyler, uygun teşvik, program ve araçlara erişim verildiğinde, birçok gencin, akranlarını bitkilerin, yıldızların ve maddenin bilimsel keşfine sunmada, bir motorun veya radyonun nasıl ve neden çalıştığını keşfetmekte pek çok okul öğretmeninden daha iyi olduklarını ortaya koydu.
Algılama yanılması böyle çalışıyor; ruhun hapishaneden çıkış kartı olmayınca astrolojik etkileri de içeren program bizi çok önceden tasarlanmış bir tramvay yolunda gider gibi yönlendiriyorum ve biz de bu kararları kendimiz verdik seçimleri kendimiz yaptık sanıyoruz.
Bu araç da motoru olmadan hareket edemez. Bir insanda beyin ne kadar önemliyse bir eğitim-öğretim hayatı için de o anlayışın felsefesi o kadar önemlidir.
Sayfa 61 - Babıali Kültür Yayıncılığı·Kitabı okudu