Bu romanla, bir kitapçının çok okunan kitaplar bölümünde tanıştım. Kitabın arka kapağında yer alan “…o, hiçbir kadının ortalama olmadığını söyleme cesareti gösterenlerden biri.” ibaresini görünce satın alıp okumaya başladım ve bitirince de buraya kitap ile ilgili birkaç not bırakmak istedim;
Bir Kimya Meselesi; 1960’larda Amerika’da yaşayan bir kimyager olan Elizabeth Zott’un hayat hikayesini konu alıyor. Ama bu basit bir hayat hikayesinden öte, gerek sosyal hayatta gerek iş hayatında sürekli karşımıza çıkan “kadın-erkek eşitsizliğine” dair çarpıcı tespitler ve nokta atışı örnekler içeren bir roman.
Elizabeth Zott, başarılı, zeki ve çalışkan bir kimyager; dik duruşlu, kendine güvenen ve bilgili bir kadın, aynı zamanda da gerçekçi ve eğitici bir annedir. Doktora yaptığı üniversitede, çalıştığı kimya enstitüsünde, aşçı olarak yer aldığı televizyon programında ve sosyal hayatında sürekli olarak erkeklerin aşağılaması, baskısı, zorbalığı ve hatta taciziyle karşı karşıya kalan ve tüm bunlara karşı koyabilmeyi öğrenmiş, -kitaptaki ifadesiyle- düşündüğünü söyleyebilen bir kadındır.
Aynı işi yapmasına rağmen meslektaşı bir erkekten daha az maaş alması, daha önce hiç çalışılmayan bir alanda kimya araştırmaları yapıp yeni bulgular elde etmesine rağmen sürekli olarak erkek üstleri tarafından zekasının ve kabiliyetinin aşağılanması ve araştırmasının çalınıp başkaları tarafından yayınlanması, sırf bir kadın olduğu için değersiz ve işe yaramaz olarak görülmesi, kadınları ortalama olarak görmediği için, program sunuculuğu yaptığı şirket müdürü tarafından tacize uğraması, evli olmadan çocuk sahibi olduğu için iffetsizlik ve hafifmeşreplik ile suçlanması, salt aşık olduğu adamın başarılı bir kimyager olması nedeniyle -kişisel başarıları gözardı edilip- torpilli olduğunun iddia