şiir kitabı işte üzerine konuşabileceğimiz çok bir şey yoktur diye düşünüyorum. içindeki şiirler ya da nazım hikmet üzerine konuşulacaksa o olur o konuşulur.
nietzsche konuya hakim tamam o cepte ama bizim konuya dahil olmamızı pek istemiyor gibi. sinirden dellendiği bir anında almış eline kalemi yazmış da yazmış, her şeye sövüyor herkese sövüyor. kitap o kadar gürültülü ki kapağını açar açmaz çığlıkların sonu gelmiyor. e tabi konuya dahil olabilen de olmuştur ancak ben pek sokulmak istemedim, okuyup bıraktım hemen.
kitap gözyaşı ve yalnızlıktan geçilmiyor. her ne kadar yeraltındaki karakterimiz afralı tafralı konuşsa da her cümleden sonra kalemi kitabı fırlatıp ağladığını hissedebilirsiniz isterseniz okurken. üstüne çok bir şey diyebilecek durumda değilim dostoyevski yazmış zaten. yeraltı filmini de tavsiye edebilirim bu kitaptan uyarlama bir film.
bulana bulana bulana bulana okudum kitabı sonra tekrar bulanmak istediğimde tekrar okudum. okurken bulandım bulandıkça okudum, daha fazla bulanamam dedim yine bulandım. durdurulamadı ruhum bulandı da bulandı. bu da kitabın ne kadar başarılı olduğunun göstergesidir. varlık ve hiçlik kitabının öyküleştirilmiş hali denilebilir mi denilebilir. kah bunaldım kah bulandım ama yine olsa yine okurum. varoluşçu felsefe için muhakkak okunması gerekiyordur diye düşünüyorum.