Merhaba arkadaşlar temmuz ayı @nihllck.kitap ın #harfliyazarokuyoruz grubunda P harfindeyiz ben de @pdjeliclark dan #yakarışçemberi seçtim. Her ne kadar kitabın üzerinde fantastik olduğu yazıyorsa da bu kitap dünyada korku olarak kategorilenmiş. Yani aynı zamanda #korkuyoruzamaokuyoruz korku grubuma da uyuyor. Kitap klasik tarih anlatılarını ters yüz eden, korku ve fantastik ögelerle dolu alternatif bir gerçeklik sunuyor.
1920’lerin Amerika’sındayız. bir ulusun doğuşu filmi beyaz ekranda ve ırkçı propaganda bir büyüye dönüşmüş durumda. Ku Klux Klan artık sadece bir nefret örgütü değil—insan kılığına bürünmüş yaratıklardan oluşan bir ordu. Maryse ve ekibi bu yaratıkları hem silahlarla hem büyüyle durdurmaya çalışan bir direniş grubunun parçası. Ama savaş sadece fiziksel değil; geçmiş, kayıplar ve halkın belleğinde kalan travmalar da bu mücadelenin içinde. Direnişçilerin yakarıi çemberi dedikleri bir ayin var ve bu çemberde ku klux klana ve eziyetlere karşı bir korunma büyüsü üretiliyor.
Maryse, hayaletlerle konuşabilen ve doğaüstü bir kılıca sahip olan bir savaşçı. Bir yandan klan yaratıklarını avlarken, diğer yandan çocukluk travmalarının ve kayıplarının izini taşıyor. Kılıcıyla geç ilte acı çekenleri duyabiliyor. Sadie, en küçükleri, patavatsız, sert ama içten biri. Mizah anlayışı karanlık. Cordelia, ya da şef, ekibin patlayıcı uzmanı. Sakin, stratejik, detaycı bir eski asker. Bu kitapta en dikkat çeken şey: Ku Klux Klan’ın sadece bir örgüt değil, iblis olarak temsil edilmesi. “Ku Klux” adı verilen yaratıklar, başka bir boyuttan geliyorlar ve beyaz Amerikalıların nefretine tutunarak varlık kazanıyorlar. Klanda henüz dönüşmemişler ve bir de dönüşmüşler var. Clark burada ırkçılığı yalnızca bir toplumsal sorun değil, metafizik bir musibet olarak gösteriyor. bahsettiğim