9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
youtu.be/gTcWngjtcQM Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarimizi gelecekteki hayatlarimizda gideremeyiz; bu nedenlede ne istedigimizi bilemeyiz. Olaylar nasıl gelişirse öyle yaşıyoruz, önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi. Yaşam öncesi ilk prova yaşamın ta kendisiyse, ne değeri olabilir yaşamanın? Yaşamın hep bir taslak gibi olması da bundandır işte.
Varolmanın Dayanılmaz HafifliğiMilan Kundera · Can Yayınları · 202413,2bin okunma
8/10
·224 syf.··
2026 155. kitabı
Güçlü Bilinçaltı Mükemmel Zihin #okudumbitti Kişisel gelişim kitabı gibi okunuyor ama arkada sürekli “bu bir temenniler listesi değil, beynin çalışma biçimi” diyen bir nörobilim zemini var. O yüzden sayfaları çevirirken “tamam, bunu neden böyle yapıyorum?” sorusu kendiliğinden geliyor. Ve bence kitabın en güçlü tarafı da bu: yargılamadan fark ettiriyor. Yazarın dili akıcı ama boş motivasyon cümleleriyle şişirilmiş değil. Zihnin “negatif tarafa kayma” eğilimini bir kusur gibi anlatmıyor; daha çok, beynin hayatta kalma yazılımının doğal sonucu gibi ele alıyor. Bu bakış açısı beni rahatlattı. Çünkü kötü düşünceleri “ben bozukum” diye değil, “beynim otomatiğe bağlandı” diye okuyunca, çözüm de daha mümkün görünüyor. Kitap boyunca en çok işime yarayan şey, duyguların bedenimizde sandığımız kadar uzun kalmadığını hatırlatması oldu. Stres, öfke, kaygı… Hepsi ilk anda dev dalga gibi geliyor ama aslında biz o dalgayı düşüncelerle büyüttükçe uzuyor. “Bir anı yönetebilirsen bütün günü kurtarırsın” fikrini o kadar net hissettirdi ki; okuduktan sonra zorlandığım anlarda kendime daha erken “dur” diyebilmeye başladım. Bir diğer sevdiğim taraf, beynin sürekli geçmişten kopyalayıp geleceğe yapıştırma eğilimini fark ettirmesi. Hani bazen daha hiçbir şey olmadan “nasıl olsa yine aynı olacak” diye içten içe geri çekiliriz ya… Kitap tam oraya ışık tutuyor: Zihin, bildiğini tekrar etmek ister; ama sen ona yeni bir senaryo gösterirsen (ve bunu sadece düşünmekle bırakmayıp küçük adımlarla desteklersen) o senaryoya uyum sağlayabilir. Bu kısım bana “hayal kur” romantizmi gibi değil, zihinsel prova gibi geldi. Daha gerçek, daha uygulanabilir. İletişim kısmı da beklediğimden iyi çıktı. İyi iletişimi “doğru cümleyi kur” seviyesinde bırakmıyor; beden dili, bakış, küçük sosyal temaslar, empati
Güçlü Bilinçaltı Mükemmel ZihinBiliana Todorova · Altın Kitaplar · 202672 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Dul Kadın Su Kabını Ağzı Öne Gelecek Şekilde... Kitap İncelemesi
Puan vermedi·216 syf.··
2026 174. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 21:52
Kitap, bir çocuğun gelecekte yaşayabileceği alternatif hayatları özel bir “prova odasında” görüp bunlardan birini seçebileceği fikrini hayal etmesi ve bunu arkadaşlarıyla tartışmasıyla başlıyor. İlerleyen sayfalarda gelen bölümler ilk bakışta birbirinden kopuk gibi duruyor ama okudukça hepsinin bu alternatif ihtimaller fikrinin etrafında dolandığını fark ediyorsunuz. Sanki her hikâye, yaşanabilecek başka bir hayatın kenarından geçip bugüne değiyor gibi; aralarında açık açık kurulmayan ama aslında orada olduğu anlaşılan bir bağ var. Saša Stanišić’in bu kitabı, parçalı anlatım yapısıyla hem kişisel hem de kolektif hafızayı sorgulayan, göç, aidiyet ve kimlik temalarını merkezine alan özgün bir okuma deneyimi sunuyor. Yazar, yer yer mizah ile derinliği dengeli bir şekilde bir araya getirerek okuru hem düşündüren hem de duygusal olarak yakalayan bir atmosfer kuruyor. Canlı ve yer yer oyunbaz dili sayesinde sıradan anlar bile beklenmedik bir anlam kazanıyor ve anlatıcı sesin samimiyeti metne güçlü bir içtenlik katıyor. Bununla birlikte, doğrusal bir hikâye akışı bekleyen okurlar için parçalı yapı zaman zaman dağınık hissedilebilir. Ancak kitap, klasik bir roman yerine bir “anı veya hikâye kolajı” olarak değerlendirildiğinde çok daha etkileyici bir bütünlük sunuyor. Bu yaklaşımı benimsediğinizde, eser sunduğu duygusal katmanlar ve düşünsel zenginlikle özellikle modern edebiyatta farklı bir ses arayanlar için oldukça tatmin edici bir okuma deneyimi haline geliyor. Kitabın sonunda kahramanların, alternatif yaşamlarını görmelerine tanık olduğumuz Provalar adlı bölümde de bir çok şey netleşiyor. Şunu da belirtmeden bitirmek istemiyorum; uzun soluklu bir okuma aralığı, bu kitabın okuru için verimli olmayabilir. Hızlıca başlayıp bitirdiğinizde, soğumadan bitirilmesi gereken
1000k
6/10
·72 syf.·
2026 40. kitabı
Fransız tiyatrosunun en büyük komedi ustalarından Molière 'in alışılmış çizgisinden ayrılan bir eserle karşınızdayım. Oyun içinde oyun tekniğiyle sahneye koyduğu Versailles Tuluatı, onun tiyatroya bakışını doğrudan konu edinen özel bir oyundur. 1663 yılında yazdığı bu tek perdelik eserde Molière başkahraman olarak kendi kimliğiyle yer alır. Versailles Sarayı’nın tiyatro salonunda geçen olay, prova kaosu içinde oyuncuların dağınıklığı, tartışmaları ve Molière’in tiyatroya dair görüşleri iç içe ilerler. Okuduğum diğer eserleri olan Cimri, Kadınlar Mektebi ve Hastalık Hastası güçlü karakterler ve keskin toplumsal hicivleriyle öne çıkarken; Versailles Tuluatı doğrudan tiyatronun kendisini ve oyunculuk sanatını merkeze alır. Oyuncularla kurulan ironik diyaloglar, sahne sanatının doğasını sorgulatır. Oyun, bir tiyatro manifestosu havasında olsa da ele aldığı konusu ve yapısı itibariyle diğer eserlerine göre biraz zayıf kalır. Hatta bir itirafta bulunayım; ilk defa Molière’in bir eserini beğenmedim. Tabii ki bu benim düşüncem… Siz beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, o size kalmış. Ve bu eser, Orhan Veli Kanık ile Azra Erhat’ın ölümsüz çevirisi sayesinde bize ulaşır. Onların akıcı ve sade dili sayesinde Molière’in bu oyunu canlılığını koruyarak edebiyatımızda kalıcı bir değer kazanır.
Versailles TuluatıMolière · Remzi Kitabevi · 202326 okunma
7/10
·152 syf.··
2025 58. kitabı
Alman yazar Judith Hermann’ın son romanı imiş Yuva. Ben kendisini ilk defa okudum ve dingin, doğayı dinleyen, gürültüsüz kalemine bayıldığımı söylemem şart. ismiyle müsemma bir kitap kesinlikle. Gündelik hayatta belki de birçok kez kimsenin durup düşünmeyen vaktinin olmadığı ince ama önemli duygu durumlarının birleşiminden oluşturulmuş adeta. Yuva, bu kelimenin ne amaçla kullanıldığını, kullanılan amaç doğrultusunda tam olarak neye karşılık geldiğini sorgulamaya başlıyor. Hermann, bir kadının yuva arayışı üzerinden aidiyet hissini, yalnızlığı ve kaybolan kendini yeniden bulmaya çalışını anlatıyor. İlk bölümde kitap boyunca adını öğrenemediğimiz 47 yaşındaki kadın ana karakterimizin gençlik yıllarında yaşadığı ve hayatı boyunca zihninde bir şekilde yer edinen olaydan bir kesit okuyoruz. O sıralarda bir sigara fabrikasında çalışan karakterimiz tek başına ve bir o kadar da sıradan bir yaşam sürmektedir. Karakterimiz ona garip ve unutamayacağı hisler yaşatan prova sonrasında bir karar vermek zorundadır. Eğer bu çiftin teklifini kabul ederse onlarla birlikte bir deniz yolculuğuna çıkıp Singapur’a giderek yeni bir hayata başlayacaktır. Karar vermek için bir haftası varken her gün bir eşyasını toplar bu yolculuk için. Yolculuk günü geldiğinde ise sabah her şey hazırdır. Hatta onunla satırlar arasında evindeki prizleri çekeriz o bilindik vedaya hazırlık adına. Fakat diğer bölüme geçtiğimizde aslında o vedanın hiç yaşanmadığını, o yolculuğa çıkılmadığını görüyoruz. Artık karakterimiz 47 yaşına gelmiş yaşamının farklı bir yolculuğundadır daha doğrusu yeni bir arayıştadır. Abisinin yanına Kuzey Denizi kıyısındaki bir beldede devam edecektir hayatına. Gelgitli bir ilişkisi olan Abisi Sascha; hoşnut olmadığı abisinin sevgilisi olan Nike; komşusu ve abisinin eski tanıdığı olan
YuvaJudith Hermann · Sia Yayınları · 20231,288 okunma
Puan vermedi·98 syf.··
2026 50. kitabı
"Bir Yaz Gecesi Rüyası" (A Midsummer Night's Dream) William Shakespeare'in 1595-1596 civarında yazdığı en ünlü komedilerinden. Aşk, hayal ve gerçek arasındaki sınırın silindiği büyülü bir oyun. *Konu:* Atina Dükü Theseus ile Amazon Kraliçesi Hippolyta'nın düğünü yaklaşırken 4 aşık genç ormana kaçar: Hermia, Lysander, Helena, Demetrius. Aynı ormanda Periler Kralı Oberon ile Kraliçe Titania kavga ediyor. Oberon, yaramaz peri Puck'a aşk iksiri verip ortalığı karıştırıyor. Bir de Atina'lı esnaflar var, düğünde oyun sergilemek için prova yapıyorlar. Hepsi bir yaz gecesi ormanda buluşunca işler tamamen karışıyor. *Temalar:* - *Aşkın Gözü Kördür*: Aşk iksiriyle herkes yanlış kişiye aşık oluyor. Shakespeare "aşk mantıkla açıklanamaz" diyor. - *Hayal ve Gerçek*: Oyun bittiğinde karakterler "rüya mı gördük?" diye soruyor. Tiyatro da bir rüya gibi. - *Sınıf ve Güç*: Tanrılar, soylular, esnaflar. Herkes aşkta eşit derecede komik duruma düşüyor. - *Dönüşüm*: Bottom'ın eşeğe dönüşmesi, aşıkların fikir değiştirmesi. Kimse başladığı gibi bitirmiyor. *Unutulmaz Karakterler:* - *Puck*: "Ne aptaldır şu faniler" repliğiyle oyunun ruhu. Ortalığı karıştıran yaramaz peri. - *Bottom*: Eşeğe dönüşen, Titania'nın aşık olduğu dokumacı. Komik, özgüvenli, halkın temsilcisi. - *Oberon ve Titania*: Perilerin kral ve kraliçesi. Kıskançlıkları insanları etkiliyor. *Önemli Noktalar:* - 3 farklı dünya iç içe: Atina sarayı, aşık gençler, periler alemi + esnaflar. - "Pyramus ile Thisbe" oyunu içinde oyun var. Trajediyi komediye çeviriyorlar. - Puck'ın son sözü: "Biz gölgeler eğer gücendirdiysek, bir rüya gördünüz sayın" – tiyatronun büyüsünü anlatıyor. *Etkisi:* Bale, opera, film defalarca uyarlandı. 1999'da Michelle Pfeiffer'lı, 1968'de kült film versiyonları var. "Aşkta ve savaşta her şey
Edebiyat
Bir Yaz Gecesi RüyasıWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,8bin okunma