Sybille Bedford bir yerlerde şöyle yazmıştı: İnsan gençken kendini bir bütüne, insanlığın temel ilkelerine bağlı hissetmez, insan gençken bir sürü şey dener çünkü hayat bir genel prova gibi algılanır, perde gerçekten açıldığında değiştirilebilecek bir prova gibidir. Ama gün gelir perdenin her daim açık olduğu kafasına dank eder. Sahnelenen ,oyunun kendisidir.
Ben karanlık nedenlerden ötürü yaşlılarla takılmaktan hoşlanırdım, sanki prova olsun diye genç yaşta yaşlanıyordum. Ona müsait bir zamanda tüm hayat hikayesini dinlemek istediğimi söyledim.
İnsanlar gülümsemelerini yeteri kadar çalışmazlar; bu yüzden de mutlu görünmeleri gerektiğinde kimseyi kandıramazlar. Ben gülüşümü prova ediyorum ve işte karşınızda: fast food sektöründe çalıştığım anlı şanlı, mutlu bir geleceğe gidiş biletim. Bu, dünyaca tanınmış bir mimar ya da kalp cerrahı olunacak sefil bir hayatın karşıtı.
İnsanlar, çok kötü oyunlar oynuyorlardı genellikle. Her şey ancak bir kere, o da prova yapmadan, oynamak fırsatını buluyorlardı; üstelik, iyi bir oyuncuda bulunması gereken özelliklerden de haberleri yoktu. Böyle uzun bir oyunu, bu kadar sorumsuzca oynamayı, albayımımın aklı almıyordu. İnsanların mimikleri ve jestleri son derece acemiceydi; diksiyonlar inanılmaz bir şekilde bozuktu. Bir çok kelimeyi yanlış söylüyorlardı. Başarısızlıkları bu yüzdendi. Bir çok insan da kendisine uygun olmayan rolü benimsiyordu.
İnsan gençken kendini bir bütüne, insanlığın temel ilkelerine bağlı hissetmez, insan gençken bir sürü şey dener çünkü hayat bir genel prova gibi algılanır, perde gerçekten açıldığında değiştirebilecek bir prova gibi. Ama gün gelir perdenin her daim açık olduğu kafasına dank eder. Sahnelenen oyunun kendisidir.
Rüyalar uyanıkken yerine getirdiğimiz eylemlerin planları ve tutumlarının duygusal bir provasıdır. Ancak böylesi bir prova, asla başarılı olamama ihtimali taşıyan bir oyunun provasıdır. Bu bakımdan rüyalar aldatıcıdır çünkü duygusal hayal gücü ortada eylem olmaksızın bize eylemin heyecanını sağlarlar.