İnsanlık kendi yazgısını denetleyebileceği bir üst-sistemi henüz geliştirebilmiş değildir. Tabandan zirveye doğru hareket etmeyen bir dinamizm, günümüzde olduğu gibi, bireyin denetimden çıkmış bir üst-sistemler karmaşasının tutsağı olmasıyla sonuçlanır. Birey ve dünyası bir bütün olduğuna göre, insan ve insanlık birbirinden bağımsız sistemler olarak var olamaz. Bu nedenle insanlığın kendi yazgısını denetleyebileceği bir üst-sistem, ancak alt-sistem olarak bireylerin kendi yazgılarını yönlendirme sorumluluğunu üstlenmeleriyle gerçekleştirilebilir. İşte bu noktada, mutsuz çocukluk yaşantıları sonucu kendi olumsuz duygularının tutsağı olmuş kişilerin kendi yazgılarını nasıl yönlendirebileceği sorusu yeniden karşımıza çıkar. Ama böyle bir soru, bazı insanların nasıl olup da geçmişlerindeki olumsuz yaşantılara karşın kısırdöngülerin tutsağı olmaksızın yaşamlarını ileriye doğru hareket eden bir süreç biçiminde sürdürebildikleri sorusunu da birlikte getirir. Geçmişte alınan yaraların hiçbir iz bırakmadan kapandığı söylenemez. Ama yeniden zedelenmemek için kaçınma tepkileri geliştirmek insan doğasına aykırıdır ve daha büyük yaraların açılmasına neden olur. Çünkü zaten yalnız ve mutsuzsak bilinmeyene doğru hareket etmekle yitirecek neyimiz olabilir ? Üstelik çevremizdeki olanakların sayısı aslında hiç de az değil. Ne var ki bunlar her zaman orada değiller. Onları "şimdi" değerlendiremezsek fırsatımızı kaçırmış oluruz. Çünkü insan bir zaman tüketicisidir. Zaman insanı sınırlar. Ama çoğu insan şimdi yapamadığını ileride yapacağı sanısındadır, önündeki zamanı sınırsızmışçasına harcar. Aslında, insanın en önemli yanılgısı da budur.
Sayfa 162 - Kendini Yaşamak