8/10
·160 syf.··
2026 3. kitabı
Sisifos hikayesine daha varoluşçu bir yönden bakan ve beynimde yeni bir fikrin kilidini açan kitap.Her ne kadar varoluşçu bakış açısına tamamen katılmasam da bu bakış açısını belirli mitler üzerinde görmek dinlemek hoşuma gidiyor.Pdf üzerinde bir sürü yeri işaretledim bunlardan birini buraya sabitliyorum. "Les dieux avaient condamné Sisyphe â rouler sans cesse un rocher jusqu'au sommet d'une montagne d'où la pierre retombait par son propre poids.Ils avaient pensé avec quelque raison qu'il n'est pas de punition plus terrible que le travail inutile et sans espoir."
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202011,3bin okunma
10/10
·152 syf.··
2026 40. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 18:39
“Şayet insanlık uzayda denklerine veya kendinden üstün olanlara rastlarsa, hakikaten ne olacaktı?” Okuduğum en garip kitaplardan biriydi. Hatta bu kitabı okuyana kadar Bunny benim için “okuduğum en tuhaf kitap” unvanını taşıyordu… ta ki All Tomorrows ile karşılaşana kadar. Kitabı bitirdiğimde üzerimde gerçekten tuhaf bir his bıraktı; hatta ciddi ciddi evrim korkusu yarattı diyebilirim. İnsanlığın yarını ne olacak? Bizi nasıl bir evrim bekliyor? Günün birinde tamamen tanınmaz hâle mi geleceğiz? Kitap boyunca zihnimde dönüp duran sorular bunlardı. Konuya gelirsek; insanlık Mars’a yerleşiyor ve bu kez savaşlar Dünya ile Mars arasında başlıyor. Sonrasında insanlar galakside farklı gezegenlere yayılıyor, dokundukları her yeri tüketip yok ediyorlar. Kitap boyunca hissedilen en güçlü şeylerden biri şu: İnsan, bulunduğu yere medeniyet değil çoğu zaman savaş götürüyor. Tam bu noktada devreye kadim ve neredeyse tanrısal bir uzaylı ırk olan Qu giriyor. İnsanlığın genleriyle oynuyorlar ve insan türü akıl almaz bir evrim sürecine sürükleniyor. Ama burada özellikle şunu söylemem lazım: Yazarın kendi çizdiği o tasvirler… gerçekten korkunçtu. Bazı sayfalara bakmak bile içimi daraltmaya yetti. İnsan bedeninin böylesine grotesk ve çaresiz şekillere dönüşmesini görmek rahatsız edici olduğu kadar büyüleyiciydi de. Kitap aslında insanlığın evrim tarihini anlatırken çok daha karanlık bir şey söylüyor: İnsan ne kadar değişirse değişsin, içinde taşıdığı yıkım dürtüsü pek değişmiyor. Türler, bedenler, medeniyetler farklılaşıyor ama savaş hep bir şekilde var olmaya devam ediyor. Anlatım tarzı klasik bir roman gibi değil; daha çok eski bir saha notu ya da çizim defteri okuyormuşsunuz hissi veriyor. Bu da kitaba ayrı bir tekinsizlik katmış. Body horror temasını sevenler için gerçekten eşsiz bir
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 032 okunma
Reklam
10/10
·152 syf.··
2026 5. kitabı
Çok sürükleyici çok eğlenceliydi, hakkında paylaşımlardan dokayı iç bunaltıcı ve korkutucu olacağını sanmıştım fakat öyle değil. Hikaye Qu'dan çok daha fazlasını içeriyor, uzak galaksilerde geçen milyarlarca yıllık insan evrimini oldukça gerçekçi işlemiş. Kolonileşmiş yığınlara selam olsun.
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 032 okunma
10/10
·152 syf.··
2026 73. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 18:03
İnceleme yazmak için 1 (BİR) saniye bile bekleyemeyeceğim bir kitaptı! Bu kitap tarif etmesi gerçekten zor olan kitaplardan biri oldu benim için. Çok uzun zamandır bekliyordum okumak için. Ne tam bir roman, ne hikaye kitabı, ne de oturup okuduğun klasik bir ‘şey’. Daha çok bir milyar yıllık yas tutma rehberi gibi bir şey çıktı önüme. (İncelemem ucundan azıcık spoiler içeriyor, uyarıyorum…) Kitabın kendi hikayesi bile başlı başına ilginç ya. C. M. Kösemen diye bir yazar, daha 17 yaşındayken yazmaya başlamış, 22'sinde bitirmiş ve 2006'da kendi sitesinde bedava bir dosya olarak yayımlamış. Ne yayınevi var, ne editör, hiçbir şey. Yıllarca internetin köşelerinde dolaşan hayalet bir kitap olarak yaşamış; sonra 2021'de bir özet videosu sayesinde birden viral olup klasik haline gelmiş. Yani aslında kitabın kendisi de garip bir "yokoluş ve yeniden doğuş" hikayesi yaşamış sayılır. Konuyu özetleyim: bir milyar yıl sonra, insandan türemiş bütün türler çoktan tükenmişken, geriye dönüp insan tarihini yazan yabancı bir tarihçi var. Ve bu tarihçi insan değil; hatta hiçbir insan-sonrası türün akrabası bile değil. Bambaşka bir genetik koldan gelmiş bir tür. İşte bu detay bende fena bir şey yaptı. Çünkü kitap aslında kimsenin yas tutmaya gönderilmediği bir cenaze gibi. Anlatan kişi sadece bir görev gereği orada. Hikaye, insanlığın Mars'ı kolonileştirmesiyle başlıyor. Sonra Mars-Dünya savaşı çıkıyor ve milyarlarca insan ölüyor (bu sadece bir paragrafta geçiyor ya, ölçek inanılmaz). Hayatta kalanlar Yıldız İnsanları denen bir üst-türe dönüşüp galaksiye yayılıyor. Tam böyle yayıldıkları sırada ise Qu denen tek-bilinçli yabancı bir tür sahneye çıkıyor ve cezalandırma başlıyor. Ama Qu öldürmek yerine, genetik müdahaleyle insanları onlarca grotesk türe dönüştürüyor. Solucanlar, İnsantilop'lar,
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 032 okunma
Puan vermedi·276 syf.·
2026 83. kitabı
“Yaradılış gecemi süsleyen Uğursuz yıldızlar, hayırlı yıldızlar; İkincilere borçluyum hapse düşmemi Don Quijote’yi düşlediğim tutukevini.” Jorge Luis Borges Miguel de Cervantes bir zihnin nasıl kendi kurduğu dünyada yaşamaya başladığını gösteriyor. Don kişot romanı bir deliliğin hikayesi gibi görünse de aslında insanın inanma ihtiyacını anlatıyor. Gülümsetirken düşündürüyor, basit görünen sahnelerin içine derin bir anlam yerleştiriyor. Don Kişot yani Senyör Kesada artık yok oluyor ve onun yerine kendi hayal ettiği bir kahraman doğuyor. Kurmaca evrende başka bir gerçeklik kurmanın hikayesi Don Kişot, dünyayı olduğu gibi görmüyor, görmek istediği gibi görmeye devam ediyor. Karşısına çıkan her şeyi kendi hayal süzgecinden geçiriyor ve bu yüzden gerçeklikle sürekli çatışıyor. Don Kişot’un yolculuğu bir macera gibi ilerliyor. Don Kişot’un Yel Değirmenleri ve diğer yanılgıları bir zayıflık değil, bir tür direnç gibi duruyor. Dünya sıradanlaştıkça o hayalini büyütüyor. Ama her hayal gibi onunki de gerçekliğe çarpıyor. Don Kişot edebiyat dünyasına yalnız bir hikaye bırakmıyor insanın kendini de nasıl kurduğunu anlatan bir kapı aralıyor. Cervantes bu romanla birlikte edebi anlatıyı değiştiriyor, olaylardan çok insanın içini merkeze alıyor. Don Kişot dünyayı olduğu gibi görmüyor, görmek istediği gibi kuruyor, Sanço ise gerçeğe tutunuyor ama zamanla o da bu hayalin içine çekiliyor. Roman hayal ile gerçek arasında gidip gelen bir insanın hikayesine dönüşüyor. Cervantes 1605 yılında parodiyle eleştiriyi birleştiriyor, eski şövalye hikayelerini yıkarken yeni bir anlatıyla modern romanın kapısını açıyor. Don Kişot günüzmüzde bu yüzden hâla yaşıyor. “Sonunda gerçekliğe ve Ispanya’ya yenik düşen Don Qu­ ixote, 1614 yılında doğduğu köyde öldü. Miguel de
Bercesteden
Don KişotMiguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 200827,5bin okunma
1/10
·226 syf.·
2026 9. kitabı
Yılın ilk 1/10 puanlık kitabı geldi. Bu kitabın olması gereken yer çöp kutusu. Başka bir yeri hak etmiyor. Öncelikle söylemek istiyorum ki kitap canon sayılmıyor. Yazarın "Kitap yazmadan önce evren hakkında okuma yapmak zorunda değilim filmleri biraz izledim" gibi berbat bir açıklaması var. (şaka değil) Evren hakkında okuma yapmadığı ve ırkın adının yautja olduğunu bilmediği için onlara Hish-qu-Ten ismini veriyor. Yautjalar bir yandan akılsız, şiddet düşkünü, duygusuz bir ırk olarak tasvir edilirken diğer yandan sürekli onlar üstünden dönen cinsel şakalar var. Sanki hayatlarının büyük çoğunluğunu cinsellik oluşturuyor gibi açıklamalar yazılmış. Yetmemiş çok azgın olduklarında kazayla cinsiyet değiştirdikleri söyleniyor. Yazar evren hakkında en ufak bir şey bilmediği için ortaya tamamen farklı bir ırk çıkmış. Anlatı asla bir yautja anlatısı değil. Evrenle alakalı tek bir doğru bilgi içermediği gibi yazarın kullandığı dil vasat. Uzun süredir bir kitaptan bu denli nefret etmemiştim.
Predator: Forever MidnightJohn Shirley · DH Press · 20061 okunma
Reklam
Reklam