Orhan Kemal’in Tersine Dünya adlı romanı, bilinçli bir rahatsızlık duygusuyla ilerliyor; yer yer gülümsetirken, çoğu zaman mideyi bulandıran bir yüzleşmeye zorluyor. Romanı okurken yaşanan zorlanma, anlatının eksikliğinden değil, tam tersine fazlasıyla “çıplak” oluşundan.
Yazar, toplumsal cinsiyet rollerini tersyüz ederek erkek egemen düzenin sıradanlaşmış kabalığını, hoyratlığını ve ikiyüzlülüğünü görünür kılmış. Kadınların erkek, erkeklerin kadın rollerine yerleştirildiği bu dünyada okur, alışık olduğu davranış kalıplarını başka bir bedende görmenin yarattığı sarsıntıyla karşılaşıyor. Tam da bu noktada roman, hem zevk veren hem de tiksinti uyandıran bir etki yaratıyor. Çünkü Orhan Kemal, erkekliğin yıllardır “normal” sayılan hâllerini süslemeden, yumuşatmadan, doğrudan teşhir etmiş.
Erkekliğin (erkekler değil, öğretilmiş erkekliğin) gündelik hayatta nasıl bir tahakküm dili kurduğunu, kadın bedenine ve varlığına nasıl hoyratça yaklaştığını görmek, istemeden de olsa erkekler adına utanmaya ve tiksinmeye itiyor. Romanın asıl gücü de burada bence: Erkekliği eleştirirken kadınlığı idealize etmemiş, kadınların da düzene ne kadar uyum sağladığını, ezile ezile kanıksadıkları, basitleştikleri durumu ortaya koymuş.
Kadınları erkek gibi yaptığında ortaya çıkan çirkinliği özellikle abartmamış; çünkü o çirkinlik zaten var. Orhan Kemal’in yaptığı şey, yıllardır görmezden gelinen bu davranış biçimlerini sahneye çıkarmak. Bu yüzden romandaki mizah asla hafifletici değil; aksine, güldükçe insanın boğazında düğümlenen bir rahatsızlık bırakıyor. (Filmi de varmış izlemedim)
Sonuç olarak Tersine Dünya, kolay okunan ama kolay sindirilen bir roman değil. Toplumsal bir teşhis. Kitap bittiğinde bende geriye kalan his net: Düzen tersine dönmemiştir; yalnızca bize, zaten nasıl bir dünyada