Kitap söz başında;
“Köktürk bengü taşları, Dîvânu Lugâti’t-Türk ve Dede Korkut Kitabı Türk dilinin en önemli üç eseridir. Kendisini Türk bilen her insan bu eserler hakkında asgari bilgiye sahip olmalıdır.”
diye bir girizgâhla başlamaktadır. Bunun üzerine ben de eseri yavaş yavaş sindirerek okumaya çalıştım.
Sözlük niteliğine sahip bir kitabı okumak merakı olmayan biri için sıkıcı gelebilir fakat biraz olsun ilginiz varsa size zevkli gelecektir. Ayrıca söz başındaki cümleyi hatırlatmakta fayda var(!)
Artık yaygın bir kullanıma sahip olmayan ama yörenizde bilinen-kullandığınız herhangi bir kelimeye denk geldiğinizde ise ayrı bir haz alabilirsiniz. Ayrıca kim Kaşgarlı Mahmud’un bizlere bıraktığı, Türkçe’nin bin yıllık hafızasını okumak istemez ki..
#295936334
“Karamazov Kardeşler” Tolstoy’un evden ayrılırken yanına aldığı tek kitap olarak aklımda kalacak.
Kitap, ortasına gelene kadar acaba nereye varacak bu muhabbetler demekle geçti, sonrasında ise hemen bitmesini istemediğim, heyecanla başına vardığım sığınağım oldu.
Fyodor Dostoyevski bu romanında da başarılı psikolojik tahlillerini konuşturarak insanoğlunun her halini gözler önüne seriyor. Severlerini kendine bağlayan tarafı da budur belki.
Türklere yüklediği bazı yanlış yorumlar dışında 10/10 kitap diyebilirim. Onu da tabi tarihte ‘Türk’ denilince rus milletinin bir kuyruk acısı olduğuna bağlamadan edemeyeceğim.
Hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
soluk bir dünyanın mezarlarına
gömerek gurbetimi
kapadı karanlığa Yesrip, kapılarını
meydan okuyuşun çağın ordularına
bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
doruklardan öte hevese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
Yukarıdaki dizeleri okuduğunda insanın içi tuhaf duygularla dolmuyorsa bence o insan biraz yarım bir insandır. Hislerimize uygun şiirler gördüğümüzde yalnız olmadığımızı fark ederiz.
Usta şair Nurullah Genç ‘in kaleminden dökülen her satır bana sanki güneşli bir ilkbahar sabahı çiçekleri açan erik dallarını seyrederken esen rüzgarın tenimi okşaması gibi hissettiriyor.
Sizce de şiirlerini şairin sesinden dinlemek sanki her şey yolundaymış gibi değil mi?
youtu.be/CAujyYuktcs?si=...
Hayatta kalma mücadelesinin verdiği heyecanı ve dondurucu soğuğu okurken iliklerinize kadar hissedebileceğiniz kısa, öz bir hikaye.
Jack London bu oldukça realist anlatıma sahip hikayesinde okuyucuyu doğa karşısında vereceği çabanın içine çekmeyi başarıyor.
Ateş Yakmak insanoğlunun ölümle yaşam arasında kaldığında vereceği savaşma azmini ortaya çıkarıyor.
Fyodor Dostoyevski denilince akla ilk olarak o muhteşem psikolojik tahliller gelir ve okumaya başladın mı kendini dünyadan soyutlanmış olarak bulursun. Yaşamakta olduğumuz dünyadan kendimizi soyutlamak ise bu çağda yapılacak en iyi terapi yöntemidir. O halde Dostoyevski okuyalım. :)
Sanıyorum ki #k:117542yı okuyan herkes kendini Raskolnikov’un yerine koyacak ve o suçun kaçınılmaz cezasını çekecek. Ancak kendini yani baş karakteri sorgulamaya gücü yetecek mi bilemiyorum. Asıl mesele de burada başlıyor.
Cemal Süreya ne demiş:
“1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar. “
Keyifli okumalar.