Rabia Hilal KAN

Rabia Hilal KAN
@rabiahilalkan
Cosette çirkindi. Mutlu olsa belki de güzel görünecekti.
İstanbul Üni - Sanat Tarihi / Kültürel Miras ve Turizm / Felsefe — Topkapı Üni - Mimari Restorasyon — İstanbul Üni - Yüksek Lisans MBA
istanbul
istanbul, 16 Aralık 1994
12 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Gelip geçen kalabalığı pencereden ilgiyle seyrettiğim tatlı bir öğle sonrası. Ağaçların dinginliğine çevrilen o son dostça bakış ve sonra pencere kapanıp lamba yanınca; Tek kelime okumadan, hiçbir şey düşünmeden ya da uyumadan. Yatağında akan bir nehir gibi hayatın içimde akıp gittiğini hissetmek…
Reklam
“İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar.”
“Bir idam mahkumu ölümünden bir saat önce, galiba şöyle düşünüyordu; eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, ancak iki ayağımı koyacak kadar daracık yerde oturmam gerekse, etrafım uçurumlarla, okyanuslarla çevrili olsa, sonsuz karanlıklar, sonsuz bir yalnızlık, bitmez tükenmez fırtınalar hüküm sürse, o arşıncık yerde öyle bir ömür, binlerce yıl, kıyamete kadar ayakta dursa yine de öyle bir yaşayış ölmekten daha iyidir. Yeter ki yaşasın! Yalnız yaşasın ve yaşasın. Nasıl olursa olsun yalnız yaşasın ne yaman bir gerçek. Aman tanrım ne yaman bir gerçek. İnsan ne alçak bir yaratıkmış!”
"Ben hiçbir zaman baskalarının zevkine ortak olmadım. Ya katı bir duygu, ya mutsuzluk duygusu engel oldu bana. Yaşam derdi, yaşam güçlüğü. Bütün soruların içinde en önemlisi insanlarla uğraşmak. Kokuşmuş toplumun şerri, yiyecek giyecek belası, bunların hepsi, durmadan gerçek varlığımızın uyanmasına engel oluyorlar. Vaktiyle onların arasına karışmıştım; başkalarını taklit edeyim dedim. Baktım, soytarıya dönmüşüm. Adına zevk dedikleri her şeyi denedim; gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor. Her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. Diğer insanlarla aramda en ufak bir ilgi dahi yoktu. Başkalarının yaşam tarzına ayak uyduramazdım. Kendi kendime derdim ki hep: Bir gün toplumdan kaçacağım; bir köyde, gözden ırak bir yerde kendi köşeme çekilip yaşayacağım. Ama inziva hayatını şöhret için istemiyordum. Kendimi birinin düşüncesine mahkûm etmek, birinin taklitçisi olmak değildi istediğim. Nihayet zevkime göre bir oda yapmaya karar verdim. Sadece kendimin bulunacağı, düşüncelerimin dağılmayacağı bir yer.
Sayfa 75 - Yky·Kitabı okudu
Asıl önemli olan şudur ki, akıllı “sıradan” biri bazen (belki yaşamı boyunca sürekli) kendini bir dâhi, orijinal bir insan olarak görse de, kalbinde onu sonunda umutsuzluğa düşürecek kadar ileri gidecek bir kuşku kurtçuğu da hiçbir zaman eksik olmaz. Buna boyun eğecek olursa da, içine işlemiş kibri tümüyle zehirlenir. Gelgelelim, yine aşırı uçta bir örnek aldık: Bu akıllıların büyük çoğunluğunda olaylar böylesine trajik gelişmez. Yıllar sonra karaciğerleri az veya çok bozulur, hepsi o kadar... Ama bu insanlar yine de gençlik yıllarından başlayarak durulma çağına gelene kadar orijinallik isteğiyle yıllarca çılgınlıklar yaparlar. Çok tuhaf olaylarla karşılaşıldığı da olur: Dürüst bazı insanlar sırf orijinal olma isteğinden alçakça bir iş yapmaya bile hazırdır. Hatta kimi zaman bu mutsuz insanlardan bazıları yalnızca dürüst değil, iyi yürekli de olurlar, ailelerinin kaderi onlara bağlıdır, çalışarak sadece ailelerinin değil, başkalarının bile geçimini sağlamaktadırlar, peki ama neye yarar bu? Yaşamlarının sonuna kadar huzur bulamazlar! İnsan olarak sorumluluklarını çok iyi yerine getirdikleri düşüncesi yatıştırmaz, teselli etmez onları. Tersine, sinirlerini bozar: “İşte bunun için uğraştım durdum bir ömür boyu... bu bağladı elimi kolumu... bu engel oldu barutu bulmama! Bu olmasaydı kesinlikle ya barutu bulurdum ya da Amerika’yı keşfederdim, aslında ne olduğunu şu anda bilmiyorum, ama kesinlikle bir şey bulurdum!” Bu bayların en karakteristik özelliği de neyi bulmaları gerektiğini, barutu mu bulacaklarını, Amerika’yı mı keşfedeceklerini ömürleri boyunca bir türlü bilememeleridir. Ama hiç kuşku yok ki, buluş yapma uğruna çekecekleri özlem de, acı da Kolomb ile Galileo’nunkinden aşağı kalmaz.
Sayfa 587 - iş bankası·Kitabı okudu