uzun zamandır onu kurtarabilecek kitap kalmamış, sadece cümleler varmış, mesela novalis'in, montaigne'in, spinoza'nın, pascal'in tek tek cümleleri, dibe vurmamak için zaman zaman onlara tutunmak zorunda kalıyormuş. kitapçılar en acınası insanlarmış, çünkü insanlık tarihinin bütün iğrençliği ve kötücüllüğü ve sanatın bütün çaresizliği ve sefaleti herkesten çok onların sırtında yükmüş ve daima bu insanlık dışı yük tarafından ezilmekten korkmak durumunda kalıyorlarmış.
hayat ya da varoluş, kendini her anlamda her şeyden kurtararak geleceğe atma yolunda sergilenen bitmek bilmez ve gerçekten aralıksız, umutsuz bir çabadan başka bir şey değilmiş...
verdiği sözü tutmuyor hayat; tutsa bile, özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu. kimi zaman umut, kimi zaman da umulan şey aldatıyor bizi.
"ya baharın ardından yaz gelmezse, diye bir korkuya kaptırmaz kendini ağaç; yaz gelir hep çünkü, ama önlerinde bir sonsuzluk varmış gibi öylesine tasasız bir suskunluk, öylesine bir enginlik içinde bekleyen sabırlıları gelip bulur ancak.