Cennet Mahkumu serinin en hareketli kitabı değil ama en tamamlayıcı halkalarından biri. Olay örgüsünden çok geçmişin karanlıkta kalmış parçalarına odaklanıyor. Bu yönüyle daha sakin ilerliyor fakat derinliği tam da burada başlıyor.
Carlos Ruiz Zafon bu romanda özellikle karakterlerin geçmişine eğiliyor. Önceki kitaplarda daha çok gizem ve macera ön plandayken burada hafıza, sadakat ve hayatta kalma temaları belirginleşiyor. Hikâye ilerledikçe şunu daha net hissediliyor, bazı yaralar kapanmıyor, sadece üzeri örtülüyor. Bu kitap o örtüyü kaldırıyor.
En çok Fermín'in geçmişi öne çıkıyor. Onu yalnızca hazırcevap ve zeki bir karakter olarak değil, ağır travmalar yaşamış bir insan olarak görmek anlatıyı daha güçlü kılıyor. Mizahının arkasındaki kırılganlık görünür hâle geliyor. Özellikle hapishane bölümleri romanın tonunu ciddi biçimde değiştiriyor. Oradaki atmosfer daha sert, daha gerçek ve daha karanlık. Zafón'un dili yine akıcı ama burada daha sade ve doğrudan.
Daniel'in hikâyesi bu kitapta biraz geri planda kalıyor gibi görünse de aslında bütün parçalar onun geleceğine bağlanıyor. Bu nedenle roman bir geçiş kitabı hissi veriyor. Büyük bir final sunmuyor, daha çok yaklaşan hesaplaşmanın zeminini hazırlıyor. Olayların temposu düşük ama gerilim alttan alta büyüyor.
Barselona yine güçlü bir arka plan. Şehir detaylı betimlemelerle değil, atmosferle veriliyor. Sokaklar, dükkânlar, eski defterler ve saklanan sırlar anlatının ruhunu oluşturuyor. Mekân sadece bir dekor değil, karakterlerin taşıdığı yükle birlikte şekilleniyor.
Kitabın diğerlerine göre daha kısa olması bazı okurlar için eksiklik gibi görülebilir. Ancak burada amaç karmaşık bir olay örgüsü kurmak değil, serinin duygusal temelini sağlamlaştırmak. Zafón bu romanda düğümleri sıkıyor, geçmişi netleştiriyor ve