Unutmamamız lazım ki Allah bizi kendisine âbd olalım, dost olalım, ayna olalım, halife olalım diye yaratmıştır, dolayısıyla bize nazar ederken rahmetle, muhabbetle nazar eder. Buna layık mıyız, daha doğrusu layık olabiliyor muyuz, bu ayrı şeydir. İnşallah rabbimizin bize “velim” demesine layık olmaya çalışacağız. Kendi hâlimizden ötürü rabbimizin huzurunda hayâ edecek ve boynumuzu bükeceğiz. Bu boyun büküşümüz, rabbimizin huzuruna bizi layık hâle getirmesi demektir; çünkü huzurda dururken ancak edep ile hayâ ile dururuz. Kıyamet günü hiç kimse konuşamaz. Bununla ilgili olarak Allah âyet-i kerimede “(o gün), Rahmân(ın azametin)den dolayı (tüm) sesler kısılır. Bu yüzden fısıltıdan başka bir ses işitemezsin”408 buyurmuştur. Kul, rabbinin azametini anlayınca onun huzurunda susar, fikir beyan edemez. Bu durumda kıyametimiz kopmadan huzura gitmek, edep ile hayâ ile durmayı öğrenmeden huzurda durmak yoktur. İşte, rabbimiz bizi huzuruna hazırlıyor.
Sayfa 384·Kitabı okuyor
İnsan, hayatı yaşarken hem anne babası, hem okuldaki insanlar, hem de çevresindeki arkadaşları bu şekilde ona devamlı farklı renkler vururlar. Tabi, şimdi durum değişmiştir. İnsanlar sadece çevresinden değil televizyonda izlediklerinden ya da sosyal medyada gördüklerinden de etkilenir ve onlardan da farkı renkler alırlar. Öyle ki üzerlerine vurulan bu boyalardan dolayı artık Allah’ın kendilerine vurduğu boya görünmez olur ve manevi olarak tanınmaz hâle gelirler. Peki, bu boyaların geçmesi ve Allah’ın vurduğu boyanın görünmesi için insana gerekli olan şey nedir? Gerekli olan şey; rahmettir, mağfirettir, aşktır, muhabbettir. Bunlar olmasa insan yıkanamaz, temizlenemez, dolayısıyla Allah’ın kendisine verdiği boyası ortaya çıkamaz. İşte, Mürşid-i kâmilin bütün işi; insanı aşkla, muhabbetle, rahmetle, tövbeyle, istiğfarla onu rabbine döndürüp yıkamak ve onu nefsinin kirinden, boyasından temizlemektir. Allah âyet-i kerimede “boyası Allah’tan daha güzel kim vardır”405 buyurur. Hakiki renk Allah’ın verdiği renktir ki Allah’tan başka hiç kimse insanları hakiki renkle renklendiremez. Madem hakiki rengimiz Allah’ın üzerimize vurduğu renktir, onun boyasıdır. O zaman bu hayatta ki en büyük hedefimiz de; üzerimize sonradan vurulan boyalardan kurtulup kendi hakikatimizi ortaya çıkarmak olmalıdır.
Sayfa 378·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ey talib! Putlarını terk et, çünkü hepsi bir gün seni terk edecekler. Sen seni terk etmeyecek olanı ara! Öfke içinde değil, şefkatle ve rahmetle... Sadece Kadir gecesinde, Beraat gecesinde değil, her gece... Kendini ara! Elinde kandille.
Bütün tarihimiz boyunca bir hanedan kanunumuzun bulunmayışı, ölen kağandan sonra başa kimin geçeceğinin bir türlü tesbit edilemeyişi gibi millî bir kusur yüzünden doğan prenslerin taht kavgaları nihayet, devletin, hane-danın ortak malı olduğu prensibini doğurur. Böylelikle bazen büyük devlette birkaç imparator birden hüküm sürmekte, fakat bir tanesi, ismen bile olsa ötekilerinin büyüğü, metbuu tanınmaktadır. Bunu, merkeziyetsizliğin hâkim olduğu Gök Türk, Karahanlı, Selçuklu ve Çengizli çağlarında görürüz. Aslında devlet tektir. Hatta birbiriyle çarpışan iki Türk devletinden bile biri, ötekinin daha büyük ve aslî devlet olduğunu tanımaktadır. Osmanlılar'dan İkinci Murad çağında yazılan "takvim" şeklindeki bir tarihte Müslüman olmayan Cengiz, Ögedey, Güyük, Mengü ve Hülegü'nün rahmetle anılması Türklerdeki tek devlet prensibinin ifa-desidir. Çarpışanlar "devletler" değil, "hanedanlar"dır. Bu sebeple Selçuk Hanedanı'nın Anadolu'da hüküm süren kısmına Türkiye Selçukluları deyip onu ayrı ve bağımsız bir devlet saymak büyük yanlıştır. Anadolu Sel-çukluları, Başkent Merv, Rey veya Isfahan'dan idare olu-nan büyük imparatorluğun büyük bir eyaletidir. Devlet, hanedanın ortak malı olduğu için bu devletin bir bölü-münün başındadırlar ve ana devletteki imparatoru metbu tanımışlardır. İlhanlılar'ın Anadolu'ya hâkim olmaları da büyük devletteki bir hanedan değişikliği olayıdır. Karaman beğlerinin İlhanlılarla çarpışması yabancı bir müstevliye karşı millî bir ayaklanma değil, Almanya tarihinde de örneklerini gördüğümüz bir küçük hükümdarın ihtiras ve nüfuz hareketidir. Aynı Karamanlılar, aynı şekildeki hareketleri Osmanlılar'a karşı da yapmışlar, Osmanlı-Ka-raman vuruşması pek kanlı ve çirkin safhalar göstermiştir. Osmanlılar Kırım'a, bir aralık Kazan'a da hâkim olmuşlar, fakat
Sayfa 364 - 365 Ötüken, 1972·Kitabı okudu
Doğduğumuz evlerde kendimizi değerli hissedebilmenin ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlıyor ve annemi ve babamı bir kere daha rahmetle anıyorum
Sayfa 34
Ve rahmet, ancak rahmetle gelir ve rahmetten yüz çeviren azaba yönelir ve azap da rahmetin yokluğundan başka bir şey değildir.
Sayfa 116·Kitabı okudu
Din