selim pusat'ın, o yorgun ruh adamın anısına... :')
notumu düşeyim: bir yazarı veya kitabı nitelikleri bakımından değerlendirmek haddime değil. fazlasıyla beğendiğim bir kitap hakkında en azından yorumlarımı bırakarak şükranlarımı sunmuş olmak niyetindeyim.
akıcılığı ve olayların sürükleyiciliği sayesinde birkaç günde okunabilecek bir `hüseyin nihal atsız` romanıdır. müellifin kaleminden çıktıktan sonra kitabın adı; atsız'ın lakabı olmuştur çünkü kitabın başkahramanı olan `selim pusat`, eserde; yazarın fikirlerini yansıtan bir sembol mahiyetindedir. atsız'ı tarihî ve siyasi yönüyle tanıyanlar ya da görüşleri sebebiyle eserlerinden uzak duranlar bu kitabını edebi bir eser olarak gönül rahatlığıyla okuyabilirler.
nereden başlasam bilmiyorum, kitap üzerimde öyle büyülü bir etki bıraktı ki ne söylesem eksik kalacak.
edebi yönüyle;
romanda sembolizmle harmanlanmış, türkçe'nin de oldukça etkileyici kullanıldığı bir edebiyat söz konusu. gerek mazi ve gelecek, gerekse hayal ve gerçek arasındaki sürekli yolculuklar sebebiyle anlaşılması güç kısımlar var. mesela ben kitabın sonunu oturtamadım çünkü olaylar o kadar sürükleyiciydi ki sonuna geldiğimde dikkat etmem gereken kısımları ıskalamış, kitabın bittiğini bile anlamamıştım. ikinci kez okursam hem bu keyfi ikiye katlamış hem de olayları oturtmuş olabileceğimi düşünüyorum.
karakterlerle ilgili;
romanda neredeyse her karakterin dünyasına yakın bir mercekten bakabiliyoruz, her biri ayrı ayrı çok güçlü tasvir edilmiş. yani, romanda perde arkasında kalan bir karakteri çıkaracak olsak çok şey eksilir. o karakterlerden her birine bizden bir parça eklenmiş, hiçbirine yabancılık çekmiyor insan. şeref karakterine de ayrı bir yakınlık besledim.
sadece ayşe karakterini sevemedim gitti. bilmiyorum bir yakınlaşamadım onunla. aramız