Bergama'da Yunan Tanrılarıyla Raks: Kayıp Tanrılar Ülkesi
9/10
·504 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 09:18
Okumuş olduğunuz bütün polisiye romanlarını unutun ve Ahmet Ümit'in, yine şaşırtmayan olağanüstü kurgularından biri olan "Kayıp Tanrılar Ülkesi"nin sularına bırakın kendinizi. Bu kitabı nasıl özetlerim bilmiyorum çünkü her sayfası ayrı düşünülmüş; okuduğum en kaliteli, favori polisiye yazarım olan Ahmet Ümit'in en akılalmaz kitabıydı. Başlar başlamaz cinayetin sıradan bir cinayet olmadığını hissediyorsunuz. Kan göllerinde size Yunan tanrıları eşlik ediyor. Ve bir bakıyorsunuz, o tanrılar ana karakterlerimizin kendisine dönüşüyor. Ama hayır, öyle değil; karakterlerimiz kendilerini tanrılar olarak görüyorlar! Daha fazlasını merak ediyorsanız okumanızı öneriyorum. Çünkü başta da dediğim gibi, özetlenemeyecek kadar mükemmel bir eser. Şimdiden bütün okurlara iyi okumalar diliyorum.
1000Kitap
Kayıp Tanrılar ÜlkesiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202328,1bin okunma
Elif Şafak - Aşk
Puan vermedi·420 syf.··
2026 12. kitabı
Eser farklı farklı anlatıcıların ağzından anlatılır. Daha önceden Elif Şafak'ın İngilizceden Türkçeye çevirmesi, intihal yapması vs.den dolayı kendisi ve eserlerine mesafeliydim ancak eser bence başarılı hatta eserin sonu beni enteresan bir şekilde duygulandırdı (mistik, sufi işleri sevmem). Ella Rubinstein sıradan tekdüze bir hayat yaşamaktadır. Hayatındaki her detayı evliliğine göre ayarlamaktadır. Kocası David tanınmış ve iyi kazanan bir diş hekimidir. Uzun bir evlilik olduğu için Ella'ya göre de önemli olan aşk değil sevgi saygı olmuştur. Jeanette isimli üniversite öğrencisi kızı, Avi ve Orly isimli iki küçük çocuğu ve yaşlı bir golden köpekleri vardır. Northampton'da büyük ve lüks bir evleri vardır. Durumları oldukça iyidir. Ella utangaç ve munis bir kadındır. Evliliklerinin yirminci yılında kocasına boşanma davası açmış ve başka bir kıtadaki bir erkeğe aşık olmuştur. Ella İngiliz Dili ve edebiyatı mezunudur ancak hep ev hanımlığı yapmıştır. Çocukları yeteri kadar büyüttükten sonra yayınevinde editör asistanı olarak iş bulur. İşi kocası bulmuştur, bunu karısını aldattıktan sonra yapmıştır. Kızı Jeanette, Scott isimli sevgilisiyle evlenmeye karar verir ancak aile bunu güzel karşılamaz. Annesi sadece sekiz aylık ilişkinin üzerine gelen bu kararı hamile kaldığından sanır. Aile Yahudi'dir ve kız damat Yahudi değil diye istemediklerini bile düşünür ancak tabi ki onların derdi kızlarının doğru seçim yaptığından emin olmaktır. Ella ona aşkın bitebilen bir şey olduğunu, asıl kendine iyi koca, çocuklarına iyi baba olabilecek bir erkeği seçmesi gerektiğini anlatırken kızı kendisinin onun gibi pasif ve umutsuz olmayacağını söyleyerek annesinin kalbini kırar. İşinde basılmadan önce incelenmek üzere aldığı ilk eser Mevlana ve Şems üzerinedir. Kitabın adı "Aşk Şeriatı"dır.
AşkElif Şafak · Doğan Kitap · 200976,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
4/10
·136 syf.··
2026 9. kitabı
kitabı oldukça taraflı buldum. madem kadının fendinden bahsedeceğiz, karşısında zekasıyla oynayabileceği, raks edebileceği bir erkek görmek isterdim. burada erkek o kadar pasif ki, zaten kadının fendine değil de kadının birine gayet yenilebilir bir tip. burada erkeği yönlendirmek bir ustalık gerektirmiyor. iki tarafın da zeki ve aktif olduğu bir hikayede kadının fendini görmek isterdim. burada erkeğin başında bir hale eksik sadece...
Kadının FendiErlend Loe · Yapı Kredi Yayınları · 2019884 okunma
10/10
·314 syf.·
2026 62. kitabı
Kitap kulübümüzün Mayıs ayı okuması oldu.. İhsan Oktay Anar okur gibi başladım kitaba. Harika bir Osmanlı dönemi kitabı olduğu ilk sayfadan belli etti kendini.. Aşçıbaşı, ana karakterimiz, bir konakta çalışırken ağır misafir Silahdar Siyavuş Ağa’ya pişirdiği pırasa sayesinde Topkapı Sarayı’nda bulur kendini. Üstelik pırasa, ağanın en iğrendiği şeydir bu hayatta.. Saray’a girdiği andaki gözlemleri, iç sesi daha önce burada bulunduğu hissini verir okura. Belki de bir şehzadeydi ve bir şekilde öldürülmeden geri döndü evine, dedirtti ilk iki bölümde bana.. İsfendiyar Usta. Aşçıların amiri sarayda.Yeni gelen Aşçıbaşını kuytu bir yerde tanıdı ve kucakladı. Maziye dönme vaktidir artık.. Şehzadelerin kardeş katli gereğince kılıçtan geçirildiği bir gecede, annesi sayesinde haremden kaçan 5 yaşındaki oğlan, aşçının yanına sığınır, tencereler çöpler arasında saraydan çıkarılıp Adem Usta’ya emanet edilir. O gün Pir-i Lezzet diye tanıtılır Adem ustaya ve yetiştirilmeye başlar.. Kimse geçmişini sormaz. Çocuğun damak tadı hat safhadadır. Bir aşçı olarak yetişecektir. Usta bir aşçı.. O gece saraydan annesi onu kaçırırken anneyi yakalayıp boğan adam Silahdar Siyavuş Ağa celladını yanına almış oldu böylece. Aşçıbaşının özel tarifleriyle insanların his dünyasını, duygularını, şiddeti harekete geçirdiği bir gecede öfkelenen yardımcı oğlanlardan birinin de fevriliği sayesinde hamamda öldürülecekti.. Sarayda intikam rüzgarları esmeye başladı. Saray’da haremde bir de sevdiği kadın vardır Aşçıbaşının. Kamer. Bir tavernada o pişirir kadın da raks ederken tanışırlar ve Kamer bir şekilde önce Bağdat’ta ardından haremde bulur kendini. Yolları ayrılır. Elma şeklinde bir kolye ile başlayan şifreleri sayesinde kopmazlar. Saraya girdiği gece de zaten hareme öyle bir yemek pişirir ki Kamer anlar
Pir-i LezzetSaygın Ersin · April · 20232,026 okunma
Dünü bilmeden bugünü yürüyemezdik !
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 09:13
Selim Erdoğan külliyatında bir yolculuğu daha tamamlamış olmanın hem gururu hem de hafif burukluğu içerisindeyim. Bazı yazarlar sadece bilgi verir, bazıları ise o bilgiyi ruhunuza nakşeder. Selim Hoca, benim için ikinci grubun en güçlü temsilcisi. Kitabı bitirdiğimde bir kez daha anladım ki; onun kalemi sadece tarihi gerçekleri kronolojik bir sırayla önümüze sermiyor, adeta o günlerin tozunu, barut kokusunu ve vatan sancısını bugüne taşıyor. "Sakarya", sadece bir askeri strateji kitabı değil; kelimelerin birbiriyle raks ettiği, her cümlenin titizlikle işlendiği bir edebiyat şöleni. Selim Erdoğan’ın o kendine has üslubu, tarihi okumayı kuru bir bilgi aktarımından çıkarıp yaşayan bir deneyime dönüştürüyor. Kitabı okurken sadece cephedeki hamleleri izlemiyorsunuz; Mustafa Kemal’in zihnindeki fırtınalara, isimsiz kahramanların fedakarlıklarına ve bir milletin yeniden var oluş sancısına bizzat şahitlik ediyorsunuz. Yazarın kullandığı kelimeler öyle bir zarafet ve güçle dizilmiş ki, bazen bir paragrafın ortasında durup o cümlelerin ahengine hayran kalmamak elde değil. Tarih, Selim Hoca’nın kaleminde donuk bir geçmiş olmaktan çıkıp, damarlarımızda atan taze bir bilince dönüşüyor. Milli Mücadele ruhunu, "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır" vizyonunu ve o destansı direnişi bu denli edebi bir derinlikle okumak büyük bir ayrıcalıktı. Tarihi sevdiren, öğreten ve en önemlisi hissettiren Selim Erdoğan’a, bizlere bu milli bilinci böylesine estetik bir dille sunduğu için minnettarım. Dünü bilmeden bugünü yürüyemezdik; bu muazzam eser, yolumuzu bir kez daha aydınlattı.
SakaryaSelim Erdoğan (Hidrojeolog) · Kronik Kitap · 2020633 okunma
9/10
·335 syf.··
2026 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 08:57
Franz Kafka "Ah, umut var, sonsuz miktarda umut var, sadece bizim için değil." Bâbek Ahmedî'nin bu nadide külliyatı beni dosdoğru Rusya'nın o soğuk karmaşasına bırakıyor. Esrarengiz olaylar büsbütün dimağınıza işleyen ve insani varlığınız olan ''deruni'' ile bir çıkarım yapmanızı sağlıyor. Hakikaten Ahmedî'nin kalemini bayağı şaşaalı gördüm desem, kendime olan inancımı yitirmem değil mi? Beni birçok satırları etkiledi, içinden çıkmaktan zorlandım bir labirentvari içine hapsolmuş, kapana kısılmış biri gibi hissetmeme neden oldu. O dönemi çok detaylı anlatması, olağan bir durumu yeknesak olarak ele alışı... beni sahiden olsa o rüyanın sekansına kayboluşumu seyrettim. Prokofiev ezgileri kulaklarımda raks ediyordu. Tüm Tarkovski filmlerini kılı kırk yararak irdelemesi hakikaten çok hoşuma gitti, takdire şayan. Yeni kelimeler türettim, yeni anlam çıkardım usum'da ve notlar takibinde bir şeyler karaladım. Novalis ''Nerede çocuklar varsa, altın çağ da orada başlar.'' 400 Darbe (1959) sineması (film) Alman romantiklerinden Novali'se tekabül edebiliriz. Çünkü altın çağ o vakit peyda etmişti. İvan'ın Çocukluğu (1962) mesela... Tarkovski'nin ilk uzun metrajlı filmi. O da eşsiz bir filmdir. Yazar Vladimir Bogomolov'un ''Ivan'' adlı romanını sinemaya uyarlamıştı. Bunlar birkaçı süregelen anekdotlar. Tarkovski'nin sineması denince neyi düşlüyoruz? Pekala imgeler değil mi? Müzikler, renkler, doğa, hasret, acı, yalnızlık, vatan hasreti, oğul hasreti... Karamsar bir duyguyla yeşerir içimiz, onun filmlerinde anlarız hayatın olağan akışını. Ayna (Zerkalo) kendi otobiyografik filmidir. Anne özlemi vardır, rüyalar vardır, yağmurlar vardır... biliyoruz ki Tarkovski filmlerinde yağmur hiç durmaz, doğa canlıdır pürü paktır. Marcel Proust'ın ilk sayfalarında sözü edilen kaleydoskop içindeki desenler
1000Kitap
Andrey Tarkovski SinemasıBabek Ahmedi · Küre Yayınları · 201615 okunma