“Maziden kalan okumalardan…”İlk inceleme bana ait oldu
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
ESKİ İSTANBUL'DAN YAPRAKLAR REŞİD HALİD GÖNÇ (Yitip giden, ruhunu kaybeden İstanbul'a bir ağıt) Yazar; İstanbul geleneklerinin yaşandığı bir konakta doğmuş, ailesinden aldığı asalet ve nezaketi ömrünün sonuna kadar muhafaza etmiş bir basın emekçisidir. Reşid Halid, bu eserde Osmanlı döneminin İstanbul'una ait gözlemlerini anlatmaktadır. Konak, köşk hayatındaki yaşam ve buradaki insanların ilişkileri, Ramazan iftarları, geceleri, adetleri, eğlenceleri..., saz ve söz alemleri, sünnet düğünleri, meyveleri ile meşhur bağlar ve bahçeler, gündelik hayattan kesitler, eğlence şekilleri, eski İstanbul'da şıklığı ile öne çıkan kimselerin alışveriş ettikleri mağazalar gibi tespitler mevcuttur. Basın tarihinde silinmez izler bırakan fakat zamanla unutulan yazar, mazinin saf, samimi hatıralarını okuyucuya tatlı üslubuyla anlatırken çocukluk günlerinin masum zamanlarıyla kendisinde avutur. Büyülü bir masal dünyasını anımsayan yazar, yaşlılığın yalnızlığında ömrünün son yıllarını geçirir. Okurken en çok hoşuma giden eski adetler, Paşa ve sultanların hususi hayatlarına dair bilgiler ve mehtap alemleri oldu. Hızla akıp giden modern hayatın arasında tamamen yitirdiğimiz o eski zarafete, o 'gönül gözüyle' yaşanan İstanbul estetiğine duyulan derin hasreti ruhumda her zaman hissederim.Reşid Halid'in satırlarında gezinirken, kaybolan koskoca bir medeniyetin son fısıltılarını duyar gibi oldum. REŞİD HALİD RUHUN ŞAD OLSUN. Eski İstanbul'dan Yapraklar Reşid Halid Gönç
Edebiyat
Eski İstanbul'dan YapraklarReşid Halid Gönç · Ötüken Neşriyat · 20258 okunma
RAMAZAN; Ruhun Derinliklerine Bir Yolculuk
Puan vermedi·327 syf.··
2026 120. kitabı
Ramazan, zamanın akışında bir durak, insan ruhunda bir devrimdir. Oruç, bu mübarek ayın yalnızca bir ritüeli değil, aynı zamanda bir varoluşsal deneyimdir; bedenin suskunluğuyla ruhun konuşmaya başladığı, insanın kendi özüne döndüğü kutsal bir süreçtir. Bu ay, gökyüzünden inen bir rahmet, yeryüzünde filizlenen bir merhamettir. Peki, Ramazan orucunun anlamı ve önemi nereden gelir? Bu sorunun cevabı, hem bireyin iç dünyasında hem de insanlığın kolektif bilincinde saklıdır. Orucun Anlamı: Bir Varlık Sınavı ve Manevi Uyanış Ramazan orucu, ilk bakışta bir vazgeçiş gibi görünür: Yemekten, içmekten, dünyevi arzuların peşinden koşmaktan vazgeçiş. Ancak bu vazgeçiş, gerçekte bir kazanımın kapısını aralar. Oruç, insanı kendi sınırlarıyla yüzleştirir; açlık ve susuzluk, bedenin kırılganlığını hatırlatırken, iradenin gücünü ortaya çıkarır. Bu, bir varlık sınavıdır; insan, ne kadar zayıf olduğunu fark ederken, aynı anda ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını keşfeder. Oruç, nefsin zincirlerini kırmak için bir araçtır. Günümüz dünyasında, tüketim ve haz odaklı bir yaşam, insanı kendi ruhundan uzaklaştırmıştır. Ramazan, bu zincirleri sorgulama ve kırma fırsatı sunar. Yemekten içmekten uzak durmak, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda bir irade beyanıdır: “Ben, arzularımın esiri değilim; ben, ruhumun efendisiyim.” Bu bilinç, insanı Allah’a yaklaştırır; çünkü oruç, bir kulun Rabbine sunduğu en saf niyetlerden biridir. Kimse oruç tutanı göremez, bu ibadet yalnızca Allah ile kul arasındadır. İşte bu gizlilik, orucun samimiyetini ve derinliğini artırır. Kur’an, orucun gayesini *“takva”* ile açıklar: *“Ki takvaya eresiniz”* (Bakara, 183). Takva, Allah’a karşı derin bir saygı ve sevgiyle dolu bir yaşam sürmektir; kötülükten sakınmak, iyiliğe yönelmektir. Oruç, bu
Din
Dine Karşı Din / Anne Baba Biz SuçluyuzAli Şeriati · Fecr Yayınları · 20091,562 okunma
Reklam
5/10
·115 syf.··
2026 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 02:18
Ramazan ayında okuduğum ve beni 1930 yılı Ramazan ayına götüren kitapta o dönemdeki ramazan hakkında bilgi sahibi oldum. 1930 Şubat ayında İstanbul’da yaşanan Ramazan ayını neredeyse gün gün yazmış yazar. Böyle kıymetli bir kitapta yayınevinin ciddi hataları olduğunu belirtmem gerekiyor. Yazar her gün için kısa yazılar kaleme almış fakat yayınevi o kadar uzun dipnotlar yazmış ki bazı yerlerde dipnotlar yazıdan daha uzun olmuş! Bu (küçücük yazılmış) dipnotları okumak kitaptan uzaklaştırıyor ve gereksiz bilgilerle zihni dolduruyor. Mesela bir kişi için dipnotta açıklama yapılırken sadece mesleği belirtilse ve en fazla bir iki cümle ile hakkında bilgi verilse yeterli fakat yayınevi öyle abartmış ki neredeyse kişinin mini biyografisini yazmış. Birkaç satır yazıdan sonra sayfanın tamamının dipnot olduğu yerler yayınevinin durumu ne kadar abarttığına örnek gösterilebilir. Bunun dışında eklenen resimler çok güzeldi fakat resim 11’in olmaması ve böyle bir ayrıntının gözden kaçması ciddi olarak eleştirilecek bir başka durumdu. Ayrıca resimler daha netleştirilebilirdi. 1930 Ramazan’da yazarın gözlemleri; halkın Ramazan’ı eğlence, iftar sonrası yemek yeme zevki, gösterilere gitme bahanesi olarak görmesi üzerine yoğunlaşmış. Yazar ramazan ayındaki gösteriler, tiyatrolar eğlenceler hakkında bilgi vermiş. 1930 Ramazan’ının ardından başlayan kitabın ikinci bölümünde yazarın farklı yıllarda yazdığı Ramazan’la ilgili başka yazıları yer alıyor: 1935,1937,1955,1959,1960… Yıllar ilerledikçe yazarın Ramazan’ın eğlence tarafından manevi anlamına geçtiğini fark etmemek mümkün değil.
Edebiyat
Ramazan GeceleriPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202036 okunma
7/10
·32 syf.··
2026 29. kitabı
Ramazan süslemelerine, iftara sahura, mahyaya, teravihe, yardımlaşmaya, paylaşmaya, bayramlaşmaya dair, resimleri renkli , basımı kaliteli , ciltli güzel çocuk şiir kitabı.
Ramazan GeceleriJenny Molendyk Divleli · Kravan Çocuk · 202349 okunma
10/10
·1724 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
77 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2025 19:44
İki cilt olmasına rağmen su gibi akıp giden bir kitap... Kitabı zamana yaymayı seçtim çünkü kitaptan alınacak o kadar kıymetli bilgiler var ki. Yoksulluk desen var, acı, ayrılık, haksızlık, sadakatsizlik, eşitsizlik desen var. Kitap Mösyö Myriel adında aristokrat bir aileden gelmiş olmasına rağmen doğru yolu bulmuş, ruhani bir piskopos ile başlamaktadır.Jean valjean adında ablasının yedi çocuğuna bakarken açlıktan bir ekmek çalmaya kalkıştığı için yaklaşık 23 sene kürek mahkumu olmuş biri var. Jean hapisten çıkınca 108 frank gibi bir paraya sahip bu paraya hana gidip yemek yemek ister. Kürek mahkumu olduğu için bütün kapıları kapatırlar ona, kimse bir lokma vermez. Geceleri bile kapıları açık olan piskoposun evine gider en çaresiz olduğu anda. Hapisten yeni çıkmış, insanlara karşı merhamet duygusunu yitirmiş herkesten ve her şeyden nefret edecek hale gelmiş olan Jean valjean vicdanı ile hareket etmemektedir. Piskoposun evinde iken piskopos ona çok iyi davranmış yedirmiş, içirmiş. Saygı ile yaklaşmış, soru sormamış. Gümüş takımlarında yemek yedirmiş. Sabah olunca Jean Valjean'ın evde olmadığını görürler. Jean kaçmış yanında gümüş şamdanları ve yemek takımlarını götürmüş. Piskopos bunu sıkıntı etmeyecek ve kendine ait olanı götürdüğünü, o eşyaların onun hakkı olduğunu söyleyecektir. Birkaç saat içinde Jean Valjeanı iki asker kolları arasında getirip piskoposa teslim etmek ister, piskoposun malını çaldığını söyler. Piskopos onlara o şamdanların ve yemek takımının tamamen Jean valjeana ait olduğunu söyler. Jean valjean bunu duyunca şaşkınlıktan dona kalır. Ne olup bittiğini anlayamaz. Bu karşılıksız merhametten sonra Jean valjean için pek çok şey değişmeye başlar.*İki cildi burada anlatmayacağım için çok kısa bir bölümünü ancak anlatabiliyorum. Umarım faydalı olabilir. İyi
Sefiller (2 Cilt Takım)Victor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105,4bin okunma
10/10
·120 syf.··
2025 26. kitabı
Ölüm cezasına karşı olan Hugo,idam cezasını eleştirmek için bu kitabı yazmıştır.Bunun yanı sıra Paris’te bir idamı izledikten sonra “Ben bu vahşeti durduracağım” diyerek kalemi eline aldı. Kitap ilk yayımlandığında yazarın adı belirtilmemiştir, çünkü hükümetin tepkisinden çekiniliyordu.Şimdi kitabın içeriğine geçelim. Bizler okur olarak mahkumun kim olduğunu bilemeyiz.Çünkü yazarın burada ki amacı ``kişi`` değil ``insan``. Roman,mahkumun idamından son 3 gününü kendi günlüğüne yazmasıyla ilerler.Mahkum; 36 yaşında, karısı ve küçük kızı olan,cinayetten dolayı idama mahkum edilmiş biridir.Yazar suçun ayrıntılarından bahsetmemiştir, çünkü kitapta ön plana çıkarmak istediği mahkumun psikolojik çöküşüdür. İdama saatler kala mahkum;özgürlüğün kıymetini,aile sevgisini,hücrede geçirdiği uzun geceleri,umut ve umutsuzluk arasında gidip gelen ruh halini okura çıplak dille çok iyi anlatmaktadır. Kitabın son bölümünde mahkum sessizidir.Çünkü kurtulacağına dair olan bütün umudu,cellatlar kapıyı açıp içeri girdiği an bitmiştir artık.O an kısa ama çok güçlü.Bu yüzden Hugo dramatik sonla kitabı bitirmemiştir, gerçek olduğu için sarsıcıdır çünkü. Kitap cidden çok iyi anlatıma sahip,tek bir karakter üzerinden bütün bir adalet sistemi eleştirilmektedir.Ayrıca kitabın yayımlanmasından sonra Fransa'da idam cezası tartışması başlamıştır. Kitapta benim yıkıldığım an mahkumun kızı ile karşılaşması...Çaresizliğin en sert şekilde hisettirildiği andı. Mahkum idama götürülmeden önce kızıyla karşılaşır.“Kızım… benim güzel kızım…” diye fısıldar.Ona sarılmak ister,ama ne acı ki kızı onu tanımaz ve korkarak babasından kaçıp, annesinin eteğine tutunur.Baba kimliğinin bile elinden alındığını gören mahkum gözyaşları içinde “Keşke beni hiç görmeseydi… beni böyle hatırlayacaksa, hiç hatırlamaması daha
Duygu ve Düşünce
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,6bin okunma
Reklam
Reklam