David Szalay bu romanıyla 2025 Booker Ödülü almış. Anladığım kadarıyla çok da konuşuldu, epey satıyor. Son dönem dünya genelinde karşılaştığımız bir eğilimin iyi bir örneği "Beden". Düz bir anlatım, edebi dilden kaçınan bir üslup, bir durumu, bir hali nesnel şekilde ortaya koyan, yorumu okura bırakan bir tutum.
"Beden", sürüklenen, tabi olan, olaylara yön vermekten kaçınan insanı anlatıyor. Adı da bu yüzden Beden bence. Ana karakter Istvan neredeyse ruhsuz. Karşısına çıkan fırsatları değerlendiriyor. Çağrıldığı yere gidiyor. Talepleri karşılıyor. Ama sanki iradesi alınmış gibi. Bir özne değil de, akıntıya kapılıp giden bir beden adeta. Metin bu insanı bize gösteriyor, onun neredeyse hayatının tümüne tanıklık ediyoruz, ama buna dair ne söylüyor? Böyle insanlar var demenin ötesine geçiyor mu?
Romanı sevmeyenler dilinin aşırı düz olmasından rahatsız olmuş. Gerçekten de rapor verir gibi olup bitenleri sıralayan bir dil hakim. Aralarda küçük parlak pasajlar var. Istvan'ın duygu dünyasına nadiren girilen ama bunun dışında tıpkı karakter gibi dil de sürüklenen, yüzeyde gezinin bir üsluba sahip. Ben bunu karakterle ve hikayeyle uyumlu buldum. Hatta bu mesafe hoşuma bile gitti. Fakat dilde bu uyumu yakalamışken beklentim, olay örgüsünün de ilmeklerinin daha sağlam kurulmasıydı. Romanda epey bir olay oluyor, bu anlamda heyecanla ve merakla okuyorsunuz,. Ama benim kast ettiğim o değil. Olaylar arasındaki neden sonuç ilişkilerinin kurguda bir şeye hizmet etmesi. Bir dolu çarpıcı olayı ardı ardına sıralayınca bu sürükleyici bir roman yazmanızı sağlar ama bir anlam doğurmayabilir. Yazar, bu sürüklenen insanın hikayesini bize gösterirken, ne demeye çalıştığını, sözcüklere de dökmeyi tercih etmediğine göre, belli olaylar arasında bağlar kurarak yapabilirdi ama onu da yapmamış.