Natalia Ginzburg’un kısa eserini bitirdiğimde aklımda dolanan detaylar aslında her şeyi kitabın ismindeki gibi işte böyle yapan asıl unsurlar. Ginzburg, ölüme hatta öldürmeye giden hikayeyi oluştururken tesadüflere şansa değil de incecik işlediği detaylara güveniyor.
Kitap boyunca Alberto’nun deftere çizdiği resimler, aslında onun ruh halini yansıtıyor; sürekli çizdiği trenler, raylar ve uzaklara giden yollar... Alberto fiziksel olarak orada olsa bile, zihnen hep başka durakta, sevdiğini sandığı Giovanna'nın yanında ya da kendi içindeki bitmek bilmeyen boşluktaydı. Resimleri aslında Alberto'nun yanındaki insana karşı ördüğü o aşılmaz duvarların kanıtıydı.Augusto değinmek istediğim güzel bir detay. Hikayeyi bize anlatan kadına sunduğu saf anlayış ve karşılıksız destek, aslında kadının görülme isteğini, değer görme ihtiyacını hatırlatıyor bize. Augusto’nun korumacı tavrı, kadına kaybettiği benliğini kısa bir süreliğine de olsa geri veriyor, Alberto’nun yarattığı o buz gibi iklimde sığınılacak tek liman hissini yaşatıyor olsa da onun desteği bile içteki büyük kırılmayı iyileştirmedi ve kaçınılmaz son.Hikayenin başından beri var olan silah detayı, Ginzburg’un anlatımındaki ustalığı gösteriyor. Silah orada öylece dururken, aslında karakterin içindeki o birikmiş öfkenin ve hayal kırıklığının fiziksel bir yansıması gibiydi. Finaldeki o an, sadece bir cinayet değil; Alberto’nun çizdiği o trenlerin raydan çıkışıydı. Alberto’nun trenleri hep uzaklara gidiyordu ta ki silah sesi tüm rayları susturana kadar.Ginzburg’un etkileyici dili, bizi bir evliliğin en karanlık taraflarını gösterirken, Alberto’nun bencilliği ile iki kadının bu bencillik etrafında kurduğu o hüzünlü bağı asla unutturmuyor. Sonu böyle bitmeliydi kesinlikle ama Augusto'nun arkadaşını öldürmesine rağmen, o kadına