Esirlerin salıverilmesinden sonra Tiflis'te çıkan Kafkas adlı gazetede, avulda geçirdikleri esaret günlerinin hikayesi yayınlandı. Gazetenin yazdığına göre "ilk akşam, tanışmayla geçti." Bu denli dehşet verici bir akşamı, sosyal kaynaşma çağrışımı yapan bir ifadeyle tarif etmeleri ilginç. Fakat Şamil, daha ilk günden esirlere kendi eşleri kadar saygı gösterilmesini emretti. Y okuluk esnasında yaşadıkları sıkıntıları öğrenen Şamil, büyük üzüntü duyduğunu ifade etti. Esirlerin sıkıntı çekmeye devam etmesi, aslında tamamen Şamil'in suçu değildi. Esirler, farklı şartlarda yaşamaya alışmış medeni kadınlardı. Avuldaki yokluk ve rahatsız ortam, esirlere çok zor geliyordu. Pohali Kulesi'nde esirleri korkunç bir halde bulan İlisu Sultanı Danyal Bey, bu duruma üzülmüştü. Şamil' den esirlerin kendi evinde kalmasını istedi. Uzun yıllar Rusların arasında yaşadığından onların yaşam tarzını biliyordu. Fakat Şamil, bu isteği geri çevirdi. Bu kadar kıymetli esirlerin kendi evinden başka bir yerde kalmasını göze alamazdı.
Zaten esirlere kendi ailesi gibi muamele edilecekti. Bir kadın daha ne isteyebilirdi ki? 1854 yılının yaz aylarında Büyük Avul'a giren esirler, korkunç bir kış geçirecek ve 1855 yılının bahar aylarına kadar sekiz ay boyunca burada kalacaktı. Esirlere, kapısı ana avluya açılan hücre şeklinde bir oda tahsis edildi. Beyaz badanalı odanın tavanı alçaktı. "Bir mendil büyüklüğündeki" (çeyrek metre kare kadar) pencereden gelen ışık, odayı aydınlatıyordu. Odayı adımlayarak genişliğini ölçtüler. "On sekiz adım uzunluğunda ve on iki adım genişliğindeydi." İki prenses, çocuklar, Madam Drancy ve Tsinandali'deki evin hizmetçilerinden oluşan toplam yirmi üç esir, işte bu odada yaşayacak, yemek yiyecek ve uyuyacaktı. Prensesler, maiyetlerini yanlarında tutmak için kendi