yılın son kitabı iki bin yirmiye de yakışacak bir şekilde distopik bir roman oldu. kitap hakkında yazılanlara bakarken kitabın distopik mi ütopik mi olduğuna dair kararsızlıklar yaşandığını gördüm. kitap kesinlikle distopikti bence, yaratılan dünyada her ne kadar insanların hepsi mutlu, konumundan memnun, hastalanmayan, duygusal acı çekmeyen kişiler olsa da içlerinde kocaman bir boşluk vardı. insanların duygusal anlamda değerlendirilmesi gerektiğine inandığım için bana göre bu tarz bir dünya kesinlikle distopikti. son derece gelişmiş bir toplumun insanı üretme süreci ve bu süreçte kişileri alfa epsilon delta beta gibi gruplara ayırarak her bir bireyin olduğu konumdan mutlu bir şekilde hayatına devam edebilmesi için uykuda telkin yoluyla şartlandırıldığı bir evren cesur yeni dünya. doğum, ölüm, yaşlanma, hastalık, acı gibi kötü olan her şey bu evrende yok hatta bu son derece ilkel ve aşağılayıcı görülüyor. “anne- baba”, “doğurmak”, “tek eşlilik” gibi kavramlar duyulduğunda bile bireyde tiksinmeye neden oluyor. tabii anlatılan bu evrenin dışında bir de vahşiler var onlar da aslında günümüz insanları. bizler gibi anneleri tarafından doğruluyor, büyüyor, aşık oluyor, hastalanıyor ve ölüyorlar. vahşi topluluğundan bir anne ve oğul cesur yeni dünyaya geliyorlar ve bu farklılık sonrasında yaşananlar anlatılıyor. bence düşünülen evren genel distopyalardan daha farklı ve uzak bi ihtimaldi. okuduğum diğer distopyalar aslında o an yaşanıyor ya da yaşanmak üzere olduğu çok belli olan distopyalardı ama bunu okurken anlatılan şeyler biraz daha uzak geldiği için dehşete düşseniz bile biraz daha rahat hissederek okuyabiliyorsunuz. iyi okumalar.