Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır.
Zavallı küçük kız bilmiyordu ki, aynı kudretle birbirine
[bağlı] olan büyük aşkların hepsi masallardadır. Kendi
bâkir kalbinin taşıdığı, bütün dünyasını dolduran aşk
sahrasında tek ve yalnızdır. Garip bir hissikablelvukuyla
kendisinin Tosun’a her şeyi [her şey nedir, henüz bilmiyordu]
vereceğini, Tosun’un gece geçen gemiler gibi
onun ıssız hayatında bir defa ışığını gösterdikten sonra
geçeceğini hissediyordu. Bilmiyordu ki:
“Kârbanı aşk ıssız bir beyabandan geçer.”
şapkalarını başka birinin üstünde görmeye tahammül edemezdim. bir çekmecede duruyorlar, seni iyi tanıdıklarını düşünüyorum, kafana yerleştikleri için beyninin içinde olan biten her şeyi, benim bilmediğim düşüncelerini işitiyorlardı. benim de orada, üzüntülerinin yanında bir yerim olmalı.
küçük şapkalarına baktıkça sonsuz bir hüzünle bozulan, kuruyan beynini düşünüyorum.
sonsuza değin söndü.
bir daha beni hiç düşünemeyeceksin...
benim hakkımda küçük bir düşünce kalmış mıdır diye şapkalarının içine baktım.