Marika reçel yapmanın insan ruhuna iyi geldiğine inanırmış. Üstelik kadıncağız şeker hastasıymış. Kendi elleriyle yaptığı reçelleri ağız tadıyla yiyemezmiş bile. Ama hiçbir zaman reçel yapmaktan da vazgeçmemiş.
kastettiğim platon'un şölen'de aristophanes'e söylettiği ve yalnız cinsel dürtünün kökenini değil
onun en önemli varyasyonunun da
nesnesiyle ilişkisini ele alan kuram
"yani vücudumuz başlangıçta hiç de şimdiki gibi oluşturulmamıştı; çok başka türlüydü önce üç cinsiyet vardı; şimdiki gibi yalnız dişil ve eril değil, her ikisini birleştiren bir üçüncüsü de vardı... erdişil" bu ilksel insanlarda her şey çiftti yani dört elleri ve dört ayakları, iki yüzleri, iki edep yerleri vb. vardı o zaman zeus her insanı ikiye bölmeye başladı, "ayvaları reçel yapmak için böler gibi... artık bütün varlıklar ikiye bölünmüş olduğundan her iki yarının özlemi onları birbirine götürdü: birbirlerini elleriyle kucakladılar, birbirlerinin içinde birlikte gelişmek için özlemle birbirlerinin içine geçtiler..."
Ve en çok da:"... yapacağına okuyor."
Ne yapacağına?
"Yapacak çok daha faydalı nice iş var. Öyle değil mi?"
Şimdi bile sabahları, evde kimseler kalmayınca, komşularım işe gidince mutfak masasına yerleşip saatlerce gazete okurken suçluluk hissediyorum biraz, ev işleri, akşamdan kalan bulaşıkları yıkamak, alışverişe çıkmak, çamaşırları yıkayıp ütülemek, reçel ya da pasta yapacağıma...
Ve en çok da,en çok da! Yazacağıma.