…Köşedeki nakışlı çoraba gözü ilişince titremeye başladı. Eğildi aldı. Yaban elmasının kokusu dört yanı sarmıştı. Eli çoraba değince titremesi arttı. Yüreğinden ılık bir şeyler geçti. Bir hoş oldu. Bir sıcaklık, bir yumuşaklık… Sandığın loşluğunda çorabın renkleri koyu… Çekti ışığa götürdü. Renkler ışıkta açıldı. Parladı.
Bir türkü duyulur… Gecede başka türlü, gündüzde başka türlüdür. Çocuk söylerse başka tatta, kadın söylerse… Genç söylerse başka türlü olur, yaşlı söylerse… Dağda söylenirse başka, ovada, ormanda, denizde başka türlüdür. Hep ayrı ayrı tattadır. Sabahleyin başka, öğle, ikindin, akşamlayın başkadır.
Bu nakışlı çorap bir türkü gibidir. Bir türkü sıcaklığında örülmüştür. Sarısı, kırmızısı, yeşili, mavisi, turuncusu, türlü rengi karışıp uyuşmuş, bir sıcaklık, bir yumuşaklık meydana getirmiştir. Aşk gibi, şefkat gibi bir şey olmuştur.
Bu çorap aşktır. Öyle bir gelenekten gelir.
…
İnsan denizde kaybolduğunu sanıyorken denizin kendisi olduğunu fark edemiyor. Derinliğiyle, dalgasıyla, karanlığıyla, parıltısıyla... Ben bunu geç öğrendim ama öğrendim. Ve şimdi yalnızca kendim için değil, ışığını arayan herkes için söylüyorum... Etrafındaki tüm renkler ne kadar baskın olursa olsun, yine de yolunu bulur.
İnsan, hayatı yaşarken hem anne babası, hem okuldaki insanlar, hem de çevresindeki arkadaşları bu şekilde ona devamlı farklı renkler vururlar. Tabi, şimdi durum değişmiştir. İnsanlar sadece çevresinden değil televizyonda izlediklerinden ya da sosyal medyada gördüklerinden de etkilenir ve onlardan da farkı renkler alırlar. Öyle ki üzerlerine vurulan bu boyalardan dolayı artık Allah’ın kendilerine vurduğu boya görünmez olur ve manevi olarak tanınmaz hâle gelirler.
Peki, bu boyaların geçmesi ve Allah’ın vurduğu boyanın görünmesi için insana gerekli olan şey nedir?
Gerekli olan şey; rahmettir, mağfirettir, aşktır, muhabbettir. Bunlar olmasa insan yıkanamaz, temizlenemez, dolayısıyla Allah’ın kendisine verdiği boyası ortaya çıkamaz. İşte, Mürşid-i kâmilin bütün işi; insanı aşkla, muhabbetle, rahmetle, tövbeyle, istiğfarla onu rabbine döndürüp yıkamak ve onu nefsinin kirinden, boyasından temizlemektir.
Allah âyet-i kerimede “boyası Allah’tan daha güzel kim vardır”405 buyurur. Hakiki renk Allah’ın verdiği renktir ki Allah’tan başka hiç kimse insanları hakiki renkle renklendiremez. Madem hakiki rengimiz Allah’ın üzerimize vurduğu renktir, onun boyasıdır. O zaman bu hayatta ki en büyük hedefimiz de; üzerimize sonradan vurulan boyalardan kurtulup kendi hakikatimizi ortaya çıkarmak olmalıdır.
Hayatın hızı,sesler,kokular,renkler hepsi çok farklı.San Lorenzo pazarından domates alırken kırmızının,varlığından bile haberdar olmadığımız farklı tonlarıyla tanışıyorsunuz.